<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0">
	<channel>
		<title>Menzil [SULTANLAR] : Menzil, Semerkand Dergisi, Mostar Dergisi, Menzil</title>
		<link>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1.htm</link>
		<description></description>
		<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 07:20:51 GMT</lastBuildDate>
		<ttl>10</ttl>
		<image>
			<title>Menzil [SULTANLAR] : Menzil, Semerkand Dergisi, Mostar Dergisi, Menzil</title>
			<url></url>
			<link>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1.htm</link>
		</image>
	<item>
		<title>Gençlere Haya Yakışır</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T18:42:30Z</pubDate>
		<description>&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; width=&quot;487&quot; align=&quot;center&quot; style=&quot;width: 487px; height: 927px&quot;&gt;&lt;br /&gt;	&lt;tbody&gt;&lt;br /&gt;		&lt;tr&gt;&lt;br /&gt;			&lt;td colspan=&quot;0&quot; height=&quot;19&quot; bgcolor=&quot;#edf3d7&quot;&gt;Allah Resulu (sav) Ensar&amp;#8217;dan bir kişinin yanından geçerken, onun kardeşini utanmaktan vazgeçirmeye çalıştığını gördü. &amp;#8220;Onu kendi haline bırak; çünkü haya imandandır!&amp;#8221; buyurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Haya mümin ahlâkıdır. Edep, kulluk ve tüm güzellikler haya ile gelir. Şimdilerde anne-babasının, öğretmeninin yanında bacak bacak üstüne atabilen, uzanabilen, kendinden büyüklerin huzurunda hiç çekinmeden sigara içebilen gençlik, haya duygusundan yoksun olduğu için bu halde. &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;/td&gt;&lt;br /&gt;		&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;		&lt;tr&gt;&lt;br /&gt;			&lt;td colspan=&quot;2&quot; height=&quot;19&quot; bgcolor=&quot;#edf3d7&quot;&gt;Eskiden bir şarkıyı güftesindeki bazı uygunsuz cümlelerden ötürü reddederken şimdi güftesi bir uçtan bir uca ahlâksız, klibi tamamıyla müstehcen şarkıları çocuğumuzun dilinde duyduğumuzda &amp;quot;Ne güzel de sesi varmış benim yavrumun!&amp;quot; demekle yetiniyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Genç kızımız ve oğlumuzla beraber izlediğimiz dizilerde hoşumuza gitmeyen bir bölüm olursa zaplayıp, bir müddet sonra aynı kanala dönerek eğlencemizden ödün vermiyoruz. Eğlence, espri, popüler kültür derken çoğalan eksilerimizin arasında çocuklarımıza &amp;#8220;haya&amp;#8221;dan bahsetmek aklımıza çoğu kez gelmeyebiliyor. &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;strong&gt;&amp;#8220;Rasulullah, perdenin arkasındaki bir genç kızdan daha fazla haya sahibiydi&amp;#8221; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Gençlere haya duygusunu aşılayabilmenin en güzel yolu yaşayarak göstermektir. Onlara bu konuda öncelikle büyükler örnek olmaya çalışmalı. Eğer kendimiz örnek olmada yetersiz kalıyorsak, onları örnek alabilecekleri şahsiyetlerle tanıştırmayı ihmal etmemeliyiz. Bu şahsiyetlerin ilki Efendimiz (sav) olmalı. Gençleri, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz&#039;deki (sav) zirve ahlâkın izlerini sürmeye teşvik etmeliyiz. Ebu Said el-Hudri&#039;nin (r.a) ifade ettiğine göre Allah Resulu (sav), perdenin arkasındaki bir genç kızdan daha fazla haya sahibiydi. O&#039;nun gençlik çağında, Arap yarımadası hayasızlıklarla dolu bir görüntü arzetse de Efendimiz (sav) cahiliye âdetlerinden uzak kalmış ve ömrünü, hususiyetle gençlik dönemini, eşine az rastlanır haya örnekleriyle süslemiştir. O&amp;#8217;nun gençliğinde halk Kâbe&#039;yi çıplak bir şekilde tavaf etmeyi âdet edinmişken Efendimiz (sav), gerek tavafta gerek sair vakitlerde hiçbir zaman böyle bir tutuma yeltenmedi. Kötülüklerin yer aldığı meclislere gitmekten haya etmiş, çirkinliklerden bahsetmemeye özen göstermişti. Efendimiz (sav), haya hakkında en güzel öğüdü ashabına şöyle ifade buyurmuştur: &amp;quot;Haya insan için zinettir&amp;#8230;&amp;quot; &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;strong&gt;Haya duygusu, yanlıştan uzaklaştırır&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Gençlere haya duygusunu anlatırken Allah&amp;#8217;tan (c.c) utanmanın önemine değinmeyi ihmal etmemeliyiz. Çünkü Allah&#039;tan utanmak, hayanın hem kökü ve hem de meyvesi mesabesindedir. Allah&#039;tan utanan bir kul, o utancı sayesinde insanlardan da haya eder. Allah&amp;#8217;a karşı duyduğu haya hissiyle dini müeyyidelere tâbi olur. &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Bir gün İbn-i Ömer koyun otlatmakta olan bir çocuğun yanına giderek koyunlardan birini kendisine satmasını ister. Çocuk, satamayacağını çünkü koyunların kendisine ait olmadığını söyler. İbn-i Ömer, &amp;#8220;Sahibine, &amp;#8216;Koyunu kurt yedi!&amp;#8217; dersin. Böylece para da cebinde kalır&amp;#8221; der. Çocuğun cevabı kendisindeki güzel ahlakı yansıtır: &amp;#8220;Sahibime &amp;#8216;kurt yedi!&amp;#8217; diyeceğim. Peki söyle bana, Allah (c.c) bunu görmeyecek mi!&amp;#8230;&amp;#8221; &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Haya duygusu kişiyi yanlış işlerden alıkoyar. Efendimiz (sav), &amp;quot;Utanmıyorsan dilediğini yap!&amp;quot; buyururken, insanın fıtratında bulunan haya hissinin nasıl kuvvetli bir otokontrol sistemi olduğuna dikkat çeker. Hayanın sembolleştiği Peygamberlerden biri olan Yusuf Aleyhisselam, ona yaklaşmayı arzu ettiğinde odadaki putun üzerini örten Züleyha&amp;#8217;ya neden böyle yaptığını sormuştu. &amp;#8220;Puttan utandığım için&amp;#8221; demişti Züleyha. Yusuf Peygamber&amp;#8217;in sözleri manidardı: &amp;#8220;Sen sahte olan ilahından haya ediyorsun, ya ben Rabbim&amp;#8217;den nasıl utanmam!&amp;#8221; &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Utanma duygusuna sahip gençlerimize her zamankinden daha çok muhtaç durumdayız. Çünkü haya eden bir genç, ne ebeveyninin ne de kanunların ikazına ihtiyaç duyar. Hayası onu kötülüklerden uzak durmaya sevk eder. &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			H. Bektaşoğlu &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			Haziran 2006 &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;strong&gt;Semerkand Aile&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;			&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;			&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;			&lt;/td&gt;&lt;br /&gt;		&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;	&lt;/tbody&gt;&lt;br /&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Genclere-Haya-Yakyyr-b1-p27.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Sofi'nin Rüyası</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T18:41:25Z</pubDate>
		<description>&lt;h4&gt;&lt;font face=&quot;Garamond, Times, Serif&quot; size=&quot;3&quot; color=&quot;#000000&quot; style=&quot;background-color: #f5fefe&quot;&gt;&lt;em&gt;Sofi&#039;nin Rüyası&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/h4&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;em&gt;&lt;font face=&quot;Garamond, Times, Serif&quot; size=&quot;3&quot; color=&quot;#000000&quot; style=&quot;background-color: #f5fefe&quot;&gt;Mersinli bir sofinin anlattığı A.B. Hz lerinin anlatılmasını istediği bir rüyayı nakledelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece rüyasında iki cihan serveri efendimiz (SAV) rüyasında görür yanında Hulafa-i Raşid&amp;#8217;in diğer sahabeyi güzün efendilerimiz bulunmaktadır . efendimizin önünde büyük bir sofi topluluğu vardır efendimiz (SAV ) Sıdık u Ekber Ebu Bekir efendimize döner ya Ebu Bekir gir sofilerin içinden kendi meşrebinden (benzerinden) olanları çıkar Hazreti Ebu Bekir efendimiz girer sofiler topluluğunun içinden bir gurubu çıkarır efendimiz (AS) hazreti Ömer (RA) döner ya Ömer sende gir kendi meşrebinden olan insanları sofilerin içerisinden al çık der hazreti Ömer efendimizde girer bir grup sofi alır çıkar ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından hazreti Osman efendimiz ve hazreti Ali KEREMALLAHU VECHE efendimize aynı emiri verirler onlarda girer bir gurup sofi alır çıkarlar. geriye çok sofi kalmıştı ALLAH RASULÜ (sav) EFENDİMİZ A.B (ksa) döner ya A.B. bunlar kim diye sorar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.B (KSA) boynunu büker sesini çıkarmaz .. ALLAH RASÜLÜ tekrar sorar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine A.B Hz. leri buyururur efendimiz bunlar bazen hatmelerini kaçıran bazen virtlerini terk eden sofilerdir buyurmuş &amp;#8230;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALLAH RASÜLÜ (s:a:v)buyurur öyle ise bunları da biz götürelim der&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;font face=&quot;Garamond, Times, Serif&quot; size=&quot;3&quot; color=&quot;#000000&quot; style=&quot;background-color: #f5fefe&quot;&gt;&lt;em&gt;Bir sofinin yaşadığı bir olayı İsveçre &amp;#8217;de oturan yetkili bir arkadaştan nakledelim ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Şahı Hazne k.s.a. nın torunlarından birisi menzile gelir. Menzil&amp;#8217;de A.B Hz leri ile birlikte gezerken önde A.B. Hz leri arkada Şahı Hazne &amp;#8216;nin torunu ve diğer sofiler.. Adabı bilen o sofi Şahı hazne Hz.lerinin torununa şunu sorar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kurban bizim bildiğimiz adaba göre Sizin önde A.B. Hz.lerinin arkada gitmesi icab ederdi. Amma görüyoruz ki siz arkada O önde gidiyor. Bunun hikmetini anlayamadık sebebi nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahı Haznenin torunu anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben bir gün rüya gördüm .. Ruyamda çok güzel bir taht vardı. Acaba bu taht kimin diye düşünürken dedem Şahı Hazneyi gördüm . geldi tahtın sağ tarafında ayakta dineldi. Arkasından Gavs Abdulhakim Hüseyni Hz.leri geldi dineldi. Ben merak ediyordum .. acaba tahta kim gelecek oturacak. Herhalde Allah Rasulü gelecek diye düşünüyordum. İlerden birisi belirdi. Yüzünü nurdan göremiyordum. Ben pür edep seyrediyordum. Geldi tahta oturdu. İyice dikkat ettiğimde A.B. Hz.leri olduğunu gördüm. Dedemin ve Abdulhakim Hüseyni Hz.lerinin edep tuttuğu bir insanı bir Allah dostunu zamanın Gavsının önünden nasıl yürüyebilirim&amp;#8230;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sofi anlatmaya devam ediyor ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biz Seyda Muhammed Raşid Hz.leri zamanında çok gördük ki Şahı Haznenin hizmetcisi gelse Seyda Hz.leri bizzat kendisi ilgilenir ve onun karşısında pür edep dururdu. Yorum size ait &amp;#8230;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(www.menzil.net) den alınmışdır kaynak belirtmeden yayınlanamaz.&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Sofi-nin-Ruyasy-b1-p26.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>HESAP VERME ŞUURU [HUTBE]</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T13:54:23Z</pubDate>
		<description>&lt;h2&gt;Hesap verme şuuru&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;post-content&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İL : İSTANBUL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AY-YIL : AĞUSTOS-2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİH : 22. 08. 2008 (4. HAFTA)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#1576;&amp;#1587;&amp;#1605; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1607; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1585;&amp;#1581;&amp;#1605;&amp;#1606; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1585;&amp;#1581;&amp;#1610;&amp;#1605;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#1575;&amp;#1602;&amp;#1618;&amp;#1585;&amp;#1614;&amp;#1571;&amp;#1618; &amp;#1603;&amp;#1614;&amp;#1578;&amp;#1614;&amp;#1575;&amp;#1576;&amp;#1614;&amp;#1603;&amp;#1614; &amp;#1603;&amp;#1614;&amp;#1601;&amp;#1614;&amp;#1609; &amp;#1576;&amp;#1616;&amp;#1606;&amp;#1614;&amp;#1601;&amp;#1618;&amp;#1587;&amp;#1616;&amp;#1603;&amp;#1614; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1618;&amp;#1610;&amp;#1614;&amp;#1608;&amp;#1618;&amp;#1605;&amp;#1614; &amp;#1593;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1614;&amp;#1610;&amp;#1618;&amp;#1603;&amp;#1614; &amp;#1581;&amp;#1614;&amp;#1587;&amp;#1616;&amp;#1610;&amp;#1576;&amp;#1611;&amp;#1575;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#1602;&amp;#1575;&amp;#1604; &amp;#1585;&amp;#1587;&amp;#1608;&amp;#1604; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1607; &amp;#1589;&amp;#1604;&amp;#1609; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1607; &amp;#1593;&amp;#1604;&amp;#1610;&amp;#1607; &amp;#1608;&amp;#1587;&amp;#1604;&amp;#1605;: &amp;#1575;&amp;#1614;&amp;#1603;&amp;#1618;&amp;#1579;&amp;#1616;&amp;#1585;&amp;#1615;&amp;#1608;&amp;#1575; &amp;#1584;&amp;#1616;&amp;#1603;&amp;#1618;&amp;#1585;&amp;#1614; &amp;#1607;&amp;#1614;&amp;#1575;&amp;#1586;&amp;#1616;&amp;#1605;&amp;#1616; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1617;&amp;#1614;&amp;#1584;&amp;#1617;&amp;#1614;&amp;#1575;&amp;#1578;&amp;#1616;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HESAP VERME ŞUURU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Muhterem Müslümanlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İman esaslarımızdan biri de ahirete ve hesap gününe inanmaktır. Buna göre mükellef olarak yaşamış her insana yapıp ettiklerinden hesap sorulacaktır. Ölümle birlikte kişinin ahiret yolculuğu başlamış olur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yüce Kitabımızda bildirildiğine göre, yeniden diriliş ve insanların mahşere toplanmasının ardından mizan kurulur ve insana: &amp;#8220;Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeterlidir!&amp;#8221; denilir.[1] Orada kişi iyilik veya kötülük adına yaptıklarını karşısında bulur[2] ve bunların hiçbirinin hesabını vermekten kaçamaz.[3] Hesaptan sonra herkese yaptıklarının karşılığı eksiksiz verilir[4] ve kimseye haksızlık yapılmaz.[5]&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Değerli Kardeşlerim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an-ı Kerim&amp;#8217;in ifadesiyle fani olan dünya hayatı, baki olan âhiret hayatı yanında, bir gün ya da daha kısa bir zaman dilimi gibidir.[6] Dinimiz İslâm, bir göz açıp kapayıncaya kadar geçiveren dünya hayatını, âhiretin tarlası olarak görüp değerlendirmeyi bizlere tavsiye eder ve bunun yollarını gösterir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçeğe binaendir ki Allah Rasûlü (s.a.v); &amp;#8220;Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlanandır.&amp;#8221;. &amp;#8220;Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz. Büyük gün için hazırlıklı olununuz. Çünkü dünyada iken kendi kendini hesaba çekenler için kıyamet günündeki hesap hafif gelir.&amp;#8221;[7] buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesap verme bilincinde olan kişi, Cenab-ı Hakk&amp;#8217;tan herhangi bir şeyin gizlenemeyeceğini düşünür, O&amp;#8217;nun hesap soracağını bilir. Dolayısıyla inanan insan, dinin kendisine emrettiklerini kulluk bilinciyle yerine getirmeye çalışırken, nehyedilen kötülüklerden de uzak durur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dinimizce yasaklanan hırsızlık, içki, tefecilik kumar, fuhuş gibi günahların dünya hayatında da zararlı şeyler olduğunda şüphe yoktur. İnanan insan, başka birilerinin kendisini görüp görmediğine bakmakmadan Allah&amp;#8217;ın yasak ettiği fiiller olduğu inancıyla bu tür kötülüklerden kendini alıkoyar. Dünya ve âhiret hayatında kurtuluşa ermek ve ruhunu arındırmak için iyilik yapma yarışına giren ve her türlü yüz kızartıcı işlerden uzak duran kişinin aynı zamanda düzenli bir hayata sahip olacağı aşikardır. Böylesi insanlardan oluşan bir toplum da, birbirinin haklarını gözeten, karşılıklı hürmet ve muhabbeti yaşatan güzel bir toplumdur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Aziz Müminler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada nice kötülükler, zulümler ve haksızlıklar yapıp da kanundan kaçan veya hileli yollara başvurarak suçunu gizlemeyi başaranlar vardır. Ancak bunların yaptıkları yanlarına kâr kalmayacaktır. Bu itibarla dünyada hakkını alamayan müminler, ilahî adaletin âhirette mutlaka tecelli edeceğine inanırlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz; &amp;#8220;Lezzetleri bıçak gibi kesen ölümü çokça hatırlayın!&amp;#8221; buyurmuşlardır.[8] Ölümü ve âhireti hatırından çıkarmayan insan, elindeki varlığın geçici olduğunu bilir ve imkanlarını, kendisi ve içinde yaşadığı toplumun huzuru için kullanır. Böylece bencillikten kurtulup diğerkâm insan olmanın mutluluğunu tadarken toplumsal dayanışmaya da katkı sağlamış olur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Hutbemi bir âyet meâli ile bitiriyorum: Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. &amp;#8220;Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!&amp;#8221; derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.[9]&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1- İsra 7/14.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Zilzal 99/7-8.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Yasin 36/65.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Enbiya 21/47.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kehf 18/49..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Nâziât, 79/46&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Tirmizi, Kıyamet 25; İbn Mace, Zühd 31.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Tirmizi, Zühd 4; Nesai, Cenaiz 3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Kehf 18/49..&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Şakir ERTÜRK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Beyazıt-ı Veli Camii İ.H./ Şişli&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/HESAP-VERME-UURU-HUTBE-b1-p25.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>HUTBE</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T13:53:36Z</pubDate>
		<description>&lt;div class=&quot;post-content&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;text-align: center&quot;&gt;&lt;br /&gt;İl: İSTANBUL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AY-YIL: HAZİRAN-2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİH: 20.O6. 2008 (3. HAFTA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1605; &amp;#1584;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1616;&amp;#1603;&amp;#1614; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1618;&amp;#1603;&amp;#1616;&amp;#1578;&amp;#1614;&amp;#1575;&amp;#1576;&amp;#1615; &amp;#1604;&amp;#1575;&amp;#1614; &amp;#1585;&amp;#1614;&amp;#1610;&amp;#1618;&amp;#1576;&amp;#1614; &amp;#1601;&amp;#1616;&amp;#1610;&amp;#1607;&amp;#1616; &amp;#1607;&amp;#1615;&amp;#1583;&amp;#1611;&amp;#1609; &amp;#1604;&amp;#1617;&amp;#1616;&amp;#1604;&amp;#1618;&amp;#1605;&amp;#1615;&amp;#1578;&amp;#1617;&amp;#1614;&amp;#1602;&amp;#1616;&amp;#1610;&amp;#1606;&amp;#1614;{1}&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#1602;&amp;#1575;&amp;#1604; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1606;&amp;#1576;&amp;#1610; &amp;#1589;&amp;#1604;&amp;#1609; &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1604;&amp;#1607; &amp;#1593;&amp;#1604;&amp;#1610;&amp;#1607; &amp;#1608; &amp;#1587;&amp;#1604;&amp;#1605;:&amp;#8221; &amp;#1573;&amp;#1616;&amp;#1606; &amp;#1575;&amp;#1614;&amp;#1601;&amp;#1590;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1614;&amp;#1603;&amp;#1615;&amp;#1605; &amp;#1605;&amp;#1614;&amp;#1606; &amp;#1578;&amp;#1614;&amp;#1593;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1605;&amp;#1614;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1602;&amp;#1585;&amp;#1575;&amp;#1606;&amp;#1614; &amp;#1608;&amp;#1614; &amp;#1593;&amp;#1614;&amp;#1604;&amp;#1605;&amp;#1614;&amp;#1607;&amp;#1615;&amp;#8221;{6 }&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Muhterem Müslümanlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımız bize, Allah Teâlâ&amp;#8217;nın bir bağışı ve emanetidir. Bu emaneti Allah&amp;#8217;ın rızasına uygun bir şekilde yetiştirmek için onlara maddi eğitimin yanında manevi eğitimi de vermek görevimizdir. Manevi terbiyenin merkezini de Kur&amp;#8217;an eğitimi ve öğretimi oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Müminler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ifadeleriyle Kur&amp;#8217;an-ı Kerim, bütün insanlar için bir hidayet rehberi, apaçık bir ışık, rahmet, şifa ve huzur kaynağıdır. Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: &amp;#8220;Bu, kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır. Allah&amp;#8217;a karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir.&amp;#8221;[1] &amp;#8220;Ey İnsanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur&amp;#8217;ân) geldi.&amp;#8221; [3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz de şöyle buyurmaktadır: &amp;#8220;Kur&amp;#8217;ân, Allah&amp;#8217;a gökyüzünde ve yeryüzünde bulunan her şeyden daha sevimlidir.&amp;#8221; [5] &amp;#8220;Sizin en üstününüz, Kurân-ı öğrenen ve öğretendir.&amp;#8221; [6]&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Resulullah Efendimiz, ashab-ı kiramdan Ebû Zer (r.a)&amp;#8217;a, &amp;#8220; Ey Ebû Zer! Allah&amp;#8217;ın Kitabı (Kur&amp;#8217;ân&amp;#8217;dan) bir âyet öğrenmek için sabahleyin evinden çıkman senin için yüz rekat (nafile) namazı kılmandan daha hayırlıdır&amp;#8221;[7] buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli Mü&amp;#8217;minler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızı Kur&amp;#8217;ân-ı Kerimle tanıştıralım, onlara Yüce Kitabımızı öğretelim, onların temiz yaratılışlarını Kur&amp;#8217;an ahlâkı ile süsleyelim. Bu anlamda Kur&amp;#8217;an kurslarına önem verelim. İslamî terbiye alan çocuklarımızın gözümüzün nuru, kalbimizin sevinci ve yarınlarımızın mutluluk kaynağı olacağını asla unutmayalım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Aziz Cemaat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sizlere çok önemli bir duyurumuz var: Diyanet İşleri Başkanlığımız, Balkanlar, Kafkasya ve Müslümanların azınlıkta olduğu diğer Asya Ülkelerindeki bazı şehirler ile Türkiyemizin bazı il ve ilçeleri arasında KARDEŞ ŞEHİR PROJESİ başlattı. Amaç, ilgili devletlerin bilgisi ve izni dahilinde, oralardaki Müslüman Kardeşlerimizle ilişkilerimizi güçlendirmek, onların dinî ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamaktır. İstanbul Müftülüğümüz de, iki milyon Müslümanın bulunduğu Moskova&amp;#8217;daki dindaşlarımızın din hizmetlerine ve din eğitimine katkı sağlama görevini üstlendi. Bu maksatla İstanbul Müftümüz Moskova&amp;#8217;ya giderek Rusya Müftüleri Konseyi Başkanı ve diğer yetkililerle görüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Müftülüğü, ilk iş olarak Moskova&amp;#8217;daki İslâm Üniversitesi öğrencilerine dağıtılmak üzere, Başkanlığımızın İslâm İlmihali kitabını Rusça&amp;#8217;ya çevirtip on bin adet bastıracak, öğrencilere ve halka ücretsiz dağıtacak. Ayrıca, İlahiyat Fakültelerimizde okutulan on kadar ders kitabı yine Rusça&amp;#8217;ya çevrilip üçer bin adet basılacak ve ücretsiz dağıtılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu hayırlı hizmet için namaz çıkışında katkılarınızı bekliyoruz. Ayrıca isteyen vatandaşlarımız bu kitaplardan birinin masrafını üslenebilir veya masrafa ortak olabilir. Bunun için İstanbul Müftülüğünün 512 88 52 nolu telefonundan bilgi alabilirsiniz. 512 88 52&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli Müminler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesileyle bir noktayı daha belirtmemde fayda var: Camilerimizden toplanan yardımlar için görevli ekip tarafından üç nüsha halinde tutanak tutulmakta, bunların biri camide ilan panosuna asılmakta, biri cami yardım dosyasına konulmakta, biri de ilgili Müftülüğe teslim edilmektedir. Türkiye Diyanet Vakfı adına toplu makbuz da kesildikten sonra toplanan paralar banka hesabına yatırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ hayırlarınızı kabul eylesin. Cumanız mübarek olsun.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;[1] Bakara, 2/2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] Enfâl, 8/2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] Yûnus, 10/57.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[4] Nahl, 16/102.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[5] Dârimî, &amp;#8220;Fedâilü&amp;#8217;l-Kur&amp;#8217;ân&amp;#8221;, 6.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[6] Buhârî, &amp;#8220;Fedâilü&amp;#8217;l-Kur&amp;#8217;ân&amp;#8221;, 21.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[7] İbn Mâce, &amp;#8220;Mukaddime&amp;#8221;, 16.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[8] Ebû Dâvûd, &amp;#8220;Vitir&amp;#8221;, 14; İbn Mâce, &amp;#8220;Mukaddime&amp;#8221;, 17.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9] Buhârî, &amp;#8220;Tefsîr&amp;#8221;, Sûre, 80.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Müftülüğü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hutbe Komisyonu&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/HUTBE-b1-p24.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Alacağın Zekatı Verilir mi</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T13:45:53Z</pubDate>
		<description>&lt;div class=&quot;post-content&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000&quot;&gt;Para elde değil de, başkasının zimmetinde alacak olarak bulunursa alacağın çeşidine göre zekât durumlarında farklılıklar olur.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000&quot;&gt;a- Kuvvetli alacaklar: Satılan ticaret malının bedeli ve borç olarak verilen paranın karşılığı olan alacaklardır. Bu alacaklar, borçlular tarafından inkâr edilmedikçe, borçlunun zimmetinde kaldıkları sürenin zekâtı alacaklar tahsil edilince ödenir.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000&quot;&gt;b- Orta alacaklar: Ticaret için olmayan bir malın satılması karşılığında olan alacak ve kira bedelleridir. Bu tür alacaklar da zekâta tabi olma yönünden birinci maddedekiler gibidir. Fakat tam nisâb miktarı kadarı tahsil edilmedikçe zekâtlarının hemen verilmesi gerekmez.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000&quot;&gt;c- Zayıf alacaklar: Kadının kocasından alacağı, mehir *, vârisin * elinde kalan vasiyet * bedeli gibi, bir mal karşılığı olmayan alacaklardır. Bu türden olan alacaklarda geçmiş seneler için zekât gerekmez. Tahsil edilip, üzerlerinden bir sene geçtikten sonra zekâtlarının verilmesi gerekir.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000&quot;&gt;Borçlu olan kişi önce borcunu inkâr eder, bir kaç sene sonraki borcunu kabul edip alacaklıya öderse geçmiş senelere ait olan zekâtın ödenmesi gerekmez.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Alacaoyn-Zekaty-Verilir-mi-b1-p22.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Altın, Gümüş ve Nakit Paranın Zekâtı</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T13:45:10Z</pubDate>
		<description>&lt;font color=&quot;#339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;span&gt;Altın ve gümüş, ister külçe ister mamul olsun, nisâb miktarında olup da üzerinden bir sene &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;geçince %2.5 oranında zekâtlarının verilmesi gerekir. &lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span&gt;Hanefîlere göre; ister zinet olarak, ister bir ihtiyaca sarfedilmek üzere bulundurulsun, elde bulunan bütün altın ve gümüşlere zekât gerekir. Şafiîlere göre ise; kadınların ziynetlerine ve erkeklerin gümüş yüzüklerine zekât icabetmez.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span&gt;Altının nisabı, 20 miskal, gümüşün nisabı da, 200 dirhemdir. Dirhemin, örfî ve şer&amp;#8217;î olmak üzere iki ayrı ölçüsü vardır. Ancak, memleketimizde bu gün için bu ölçüler kullanılmadığına göre, nisâbda şer&amp;#8217;î dirheme itibar edilmelidir. Buna göre, 20 miskal altının karşılığı; 80.18 gr., 200 dirhem gümüşün karşılığı da; 561.2 gr.dır.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span&gt;Altın ve gümüşün zekâtlarında kıymetlerine değil, ağırlıklarına itibar edilir.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span&gt;20 miskal (80.18 gr)&amp;#8217;dan fazla olan altın 4 miskal (16.03) gr.&amp;#8217;a, 200 dirhem (561, 2 gr)&amp;#8217;den fazla olan gümüş de; 40 dirhem (112.22 gr&amp;#8217;a) varmadıkça bu fazlalıktan dolayı zekât gerekmez. Ancak bu fazlalık, varsa paraya veya ticaret malına eklenir.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span&gt;Her birisi nisâba ulaşmayan altın ve gümüş, İmam Azam&amp;#8217;a göre kıymetleri, İmameyn&amp;#8217;e göre ise miktarları itibariyle biribirlerine eklenirler. Bunlar, paralara veya ticaret mallarının kıymetlerine de eklenirler. Çünkü ticaret malları ve paraların nisâbının aynı cinsten olması şart değildir. Dolayısıyla, bir kimsenin her biri nisâba ulaşmayan altın, gümüş, para ve ticaret malı olsa bunların toplam kıymetleri nisâba ulaşırsa hepsi birden zekâta tabi olurlar.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style=&quot;font-family: verdana; text-align: justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #339966&quot;&gt;&lt;font size=&quot;1&quot;&gt;&lt;span&gt;Elde bulunan nakit paralar veya her an paraya çevrilebilen tahviller, aynen altın ve gümüş gibi zekâta tabidir. Bunların ve ticaret mallarının nisâbı, hem altına hem de gümüşe göre değerlendirilebilir. Bu konuda fakir için daha faydalı olanı esas alınmalıdır. Ancak, günümüzün ekonomik şartları gözönüne alındığında, bu malların nisâbının tayininde altının esas alınmasının daha uygun olduğunu görürüz.&lt;/span&gt; &lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;!-- post-content --&gt;&lt;!-- Metadata --&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Altyn-Gumu-ve-Nakit-Paranyn-Zekaty-b1-p21.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Cehennem Ateşi ve Azabı</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T13:44:12Z</pubDate>
		<description>&lt;div class=&quot;post-content&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap Cekecekleri ceza yeri. Kur&amp;#8217;an-ı Kerîm&amp;#8217;de inanan ve güzel amel işleyen kimselere Cennet vadedildiği gibi (1); kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem&amp;#8217;de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifletilmez. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah&amp;#8217;ın kendilerini affetmediği mü&amp;#8217;minler ise Cehennem&amp;#8217;de ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet&amp;#8217;e girerler ve orada ebedî kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Allah Cehennem&amp;#8217;i diğer yaratıklardan önce yaratmıştır ve şu anda mevcuttur, yok olmayacaktır. Nitekim şu ayet bu durumu gayet açık ifade eder:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Artık o ateşten sakının ki, onun tutuşturucu odun insanlarla taşlardır. O kâfirler için hazırlanmıştır. &amp;#8221; (2)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Kâfirler için hazırlanan ateşten korkun. &amp;#8221; (3)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İnsanın eğitimi ve iyi davranışlara yönlendirilmesi açısından Cennet ve Cehennem inancının dünya hayatına etkileri açıktır. Kişi, gizli ve açık yaptığı her şeyin karşılığını, bulacağını ve Cehennem&amp;#8217;deki cezânın dehşetini hatırladığında, elbette hareketlerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8211;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Kehf, 107&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Bakara,24&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Âli İmrân,131&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Kaynak :Cehennem, M. Sait ŞİMŞEK, Şamil İslam Ansiklopedisi &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Cehennem Ateşi ve Azabı &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah&amp;#8217;ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir,&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İşte Cehennem&amp;#8217;in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına &amp;#8220;nâr&amp;#8221; kullanılır: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Şüphesiz ki münâfıklar nâr&amp;#8217;ın en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.&amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nisâ, 145).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehennem&amp;#8217;de görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü&amp;#8217;nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an-ı Kerîm&amp;#8217;de belirtildiğine göre; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;a-Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır.&amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;(Tevbe, 49) &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;b-Cehennem ateşi sönmez: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem&amp;#8217;dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız. &amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(İsrâ, 97) &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;c-Cehennem dolmak bilmez: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;O,gün Cehennem&amp;#8217;e: &amp;#8220;doldun mu?&amp;#8221;deriz. O! &amp;#8221; Daha var mı?&amp;#8221; der. &amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kaf, 30) &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;d- Kaynarken çıkardığı ses: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Rablerini inkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür. Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: &amp;#8220;size bir uyarıcı gelmemiş miydi&amp;#8221; diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz, demiştik &amp;#8221; derler. &amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mülk, 6-9) &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;e- &amp;#8220;Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır. &amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mü&amp;#8217;minün, 104) &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;f- &amp;#8220;Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. &amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mü&amp;#8217;min, 70-72). &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;g- İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine &amp;#8220;yakıcı azabı tadın&amp;#8221;denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hâcc, 19-22). &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nisâ, 56). &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Zuhruf,74-77; Fatır,36). &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimizin (sav) ifadesine göre: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Cehennem ateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir. &amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır. Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günah işleyenlerin cezaları ellerine vs. tatbik edilecektir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;!-- post-content --&gt;&lt;!-- Metadata --&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Cehennem-Atei-ve-Azaby-b1-p20.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni (K.S.)</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:42:06Z</pubDate>
		<description>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gavs hazretleri... Büyük Mürşit... Seyyid Muhammed&#039;in oğludur&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Muhammed, Hazret&#039;in halifelerindendi. Ancak üstatlarına: &amp;quot;Efendim, siz hayatta iken ben halifelik yapmam, bu yüzden beni ma&#039;zur görün. Saadetli ömrünüz boyunca, bu fakiri dizinizin dibinden ayırmayın, gizleyin. Şayet benim ömrüm sizden sonra devam edecekse bu durumu birine bildirip, halifeliğimi vasiyet edersiniz.&amp;quot; diyecek kadar mahviyet sahibi... Ne garip ki, bu zat mürşidinden evvel vefat edecek ve mürşidi de onun hakkında şu yücelik ifadesini kullanacaktır :&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Allah (CC)&#039;a yemin ederim ki, şu memlekette Seyyid Muhammed gibisini görmedim. Sizler sakın onu zamanındaki diğer alimlerle karıştırmayın. Siz hiç kendisine halifelik verilipte bunun saklanmasını isteyen birini gördünüz mü? kendisi halifemiz olduğu halde yaşadığımız sürece bunun gizlenmesini istedi.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Muhammed&#039;in (K.S) H. 1322 tarihinin 10&#039;una rastlayan perşembe günü öğle ile ikindi arasında Baykan ilçesinin Kermet köyünde bir oğlu dünyaya gelir.Seyyid Muhammed, bu durumu şöyle ifadelendirir: &amp;quot;Allah (CC)&#039;ın lütfu ile bugün bir erkek çocuğum dünyaya geldi. Adını Abdülhakim koyup, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudum. Fıkıh alimi olması arzusuyla göbeğini &amp;quot;Basuri&amp;quot; adlı fıkıh kitabı üzerinde kestim.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Muhammed&#039;in Celaleddin adında bir oğlu daha olup bu çocuk beş yaşında vefat etmiştir. Hafize ve Esma adında iki de kızı vardır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Abdurrahmani Tahi&#039;nin halifesi Şeyh Abdulkahhar (K.S) bir gün Arınç köyüne gelir. Çok küçük yaşta olan Şeyh Abdulhakim&#039;i görünce, şöyle der: &amp;quot;Allah (CC) bağışlasın bu çocuk kimindir, bu ilerde büyük bir zat olacak. Ancak bir kusurunu görüyorum, çok halimdir.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Hazret de (K.S) Norşin&#039;den Siyanüs&#039;e gelince Seyyid Abdülhakim onu iki defa ziyaret edip, üçüncü kez ziyaretine gittiği zaman, &amp;quot;Bu kimin oğludur&amp;quot; dedi. Cemaat, &amp;quot;Seyyid Ma&#039;rufun torunudur&amp;quot; Hazret (K.S) dua edip şöyle der: &amp;quot;Bu çocuk gelecekte büyük bir zat olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Gavs&#039;ın diğer sadat gibi tahsil hayatı çeşitli yerlerde geçmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Babasından Kur&#039;anı öğrendikten sonra, Siyanüs köyündeki Hazretin medresesinde üç yıl, ardından Norşin&#039;e giderek orada yedi yıl, Norşin&#039;den Şeyh Fethullahi Verkanisi&#039;nin köyüne gidip iki yıl, oradan da Arbo köyüne giderek üç yıl ve nîhayet Suriye&#039;ye yönelip Hazne köyünde hem zahiri, hem batıni ilmine devam edip orada tamamlarlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bilfiil yirmi altı yıl ilm tahsili ile uğraşırlar. İlim tahsil ettiği üstatları şunlardır: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1-Molla Muhammed Emin (Melle Mezin) Büyük Molla &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;2- Şeyh Muhammed Arbovi &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;3- Molla Zahir &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;4- Muhammed Selimi Hezani &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;5- Ahmed El Haznevi. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İki defa evlendiler. Birincisi kendilerinden on beş yaş büyük bir akrabasından dul bir hanımefendi Seyyide Fatıma. Bu evlilikten, Seyyid Muhammed, Seyyid Muhammed Raşid, Seyyid Zeynel Abidin (Bu zat küçük yaşta vefat etmiştir.) isminde üç oğulları, Halime ve Hatice isminde iki de kız çocukları olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İlk zevcesinin teşvikiyle ikinci defa yine akrabasından olan Seyyide Sıdıka ile evlenmişlerdir. Bu izdivaçtan da, Seyyid Abdulbaki, Seyyid Ahmed, Seyyid Abdulalim, Seyyid Muhyiddin, Seyyid Enver adlı oğulları ve dört kızı olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Zahiri ilimlerde büyük bir alim olan Gavs hazretleri ahlaken çok halim idi. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Onu görenler halinden etkilenip hidayete ererdi. Gavs, çoğu zaman şöyle derdi: &amp;quot;Üstat Abdulkahhari Zoheydi, hakkımda şöyle demiş: &amp;quot;Bu zat iyidir, ancak bir kusuru vardır. 0 da çok halim olmasıdır. Elhamdülillah bu kusur ne büyük bir kusurdur.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Doğru ve faydalı sözleri tamamen dinler gerekirse cevap verirdi. Yoksul kişilerle oturup sohbet eder, onların arzu ve isteklerini karşılayıp gönüllerini hoş tutardı. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocukları çok sever ve derdi: &amp;quot;Çocuklara yedi yaşından itibaren namaz kılmayı öğretiniz, on, on beş yaşları arası kılmazlarsa icap ederse dövünüz. Siz bu çabayı gösterin, onlar sonunda bırakırsa ebeveynleri mesul olmaz. Gençlikte yapılan ibadet çok makbuldür. Bir insan gençliğinde Allah&#039;a kulluk etmezse, ihtiyarladığı zaman ne dünyaya ne ahrete yarar. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bir gün mübareğe dediler: &amp;quot;Efendim bazı kişiler sizin münkirliğinizi yapıyorlar, siz ne dersiniz.&amp;quot; Cevaben buyurdular : &amp;quot;İmamı Şafii (R.A) buyuruyor: Huzuru İlahide Rabbi Teala bana şefaat hakkı tanırsa önce münkirlerime şefaat edeceğim. Çünkü onlar bizim terakki etmemize sebep oluyor. Elbet bizim iyiliğe iyilikle cevap vermemiz gerekir.&amp;quot; Yine Hasanı Basri (R.A) de kendi gıybetini yapanlara, iyiliğe iyilikle muamele edilir deyip, bir tabak şeker hediye göndermiş &amp;quot; Allahü Teala&#039; nın İzniyle biz de öyle yaparız, onları severiz.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ahlaken olduğu gibi takvada da tek... &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bazı sofilere Fatiha suresini talim ettiriyordum lisanları değişik olduğundan bu kişiler &amp;quot;sıratellezîne&amp;quot; derken doğru telaffuz edemiyordu. Bu yanlışlıkları düzeltmek için onlara ders vermeye başladım. Bizim bu dersimize Bilvanis seyyidlerinden bir tanesi itiraz edip dedi: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Bunu bırakın, sadatlardan söz edin. Çünkü bir laf eksiğe veya fazlalığa bakmazlar. Ben de: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Eğer yapılan ibadetler şeriata aykırı olursa, Allah (C.C) katında makbul değildir, dedim. Seyyid bana kızarak dedi: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Şah ı Hazne&#039;nin huzurunda bir alim, Şahı Hazne&#039;nin haline kalben itiraz etti. Bu durumun farkına varan Şahı Hazne o alime bir nazar etti. Alim yere düştü, sonra sarığı boğazına dolaştı. Seyyidin bu sohbetinden ben çok korktum. Çünkü mübarek Seyyiddir, kalbi incinmiştir. Ben de bu işte zarar etmiyeyim diye durumu Gavs&#039;a anlatmak için mübareğin yanına vardım. Gavs hazretleri akşam rabıtası yapıyordu. Rabıtayı bitirdikten sonra, dönüp bana dedi ki: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Allah (C.C)&#039;ın yolu nasılsa insan öyle anlatmalıdır. İtiraz edip buna darılan, darılsın, hangi büyük kayayı isterse kafasını o taşa vursun. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Gavs hazretleri en çok Akaid ve ilmihal bilgilerini öğrenmeye teşvik edip, derdi: &amp;quot;Akidesi zayıf olanın imanı da zayıftır. Zayıf olan iman her zaman tehlikededir. Dinin ayakta kalması ilimledir.&amp;quot; Şahı Hazne diyor: &amp;quot;Dünyayı isteyen ilim okusun, Ahireti isteyen de ilim okusun.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bunun için ilim çok önemlidir. Bakınız Rabbi Teala buyuruyor: &amp;quot;Allah&#039;tan gereği gibi ancak alimler korkar.&amp;quot; însan hayatı dünyeviyesinin her anını sünneti seniyyeye göre ayarlamalıdır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Hazret dünyayı değiştirdikten sonra, Gavs yarım kalan ilmi şeriatını tamamlayıp, seyri sulukunu yapmak için Şeyh Muhammed Selim-el Hizaniye intisap etmek ister.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu işe karar vermeden önce istihare yapan Gavs, gördüğü rüyayı şöyle anlattı: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Rüyamda; Hazret, Şahı Hazne ve ben beraber bulunuyorduk. Hazret Şahı Hazne&#039;ye şöyle dedi: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Şeyh Ahmed, Seyyid Abdülhakim&#039;in babasının bizde çok emeği vardır. Onun için sen ona gözün gibi bak. Bu rüyayı şahı Hazneye intisap için işaret sayan Gavs, doğru Hazne yolunu tutar. Şahı Hazne&#039;yi ziyaret edip tarikat almak istediği zaman, Şahı Hazne der: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Abdülhakim sen tarikat almadın mı? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Gavs, evet kurban önceden almıştım. Şah-ı Hazne: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;-Kimin tarikatını almıştın ? Gavs: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Hazret (K.S)&#039;ın tarikatını.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu cevabı tebessümle karşılayan Şah-ı Hazne der: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Hepimiz Hazret&#039;in tarikatındayız. Senin tarikat almana lüzum yoktur. Tövbe verip, tarikat vermez. Bu hale şahit olan Şahı Hazne&#039;nin halifesi Molla İbrahim şöyle der: Seyyid Abdülhakim, niçin böyle yaptın, bir menfaat görmezsin, bak bir kişi bir mülk alsa, onu istediği gibi tasarruf edip kullanabilir ve fayda görür. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Kişi sahip olmadığı mülkün üzerinde tasarrufta bulunabilir mi? Elbette ki bulunamaz. İşte mürşidi kamil de böyledir. Kendi tasarrufuna alabilmesi İçin, kendi eliyle müride tarikat vermesi gerekir. Kendi müridi olmayan bir kişi üzerinde hiç bir mürşit tasarrufta bulunamaz. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu sözlere çok üzülen Seyyid Abdülhakîm der: Biz bu işin böyle olduğunu bilmiyorduk.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bir gün tekrar Şahı Hazne&#039;yi ziyaret eden Gavs, der: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Kurban ben tarikat tazeleyeceğim, Şahı Hazne: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Hepimiz Hazretin (K.S) tarikatındayız. Senin tarikat tazelemene lüzum yoktur. Gavs :&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Efendim ben o zaman talebe idim, tarikatla fazla meşgul olamadım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşmalardan sonra Şahı Hazne, Gavs&#039;tan &amp;quot;îstihare&amp;quot; yapmasını ister. Bu söze çok üzülüp renkten renge giren ve mahzun olan Gavs der: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Yoksa beni rahmet kapısına kabul etmeyecek mi? Ben nereye gideyim, imanım tehlikede, ben imanımı nasıl kurtaracağım? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Emir gereği istihare yapan Gavs, o gece gördüğü rüyayı halife Molla İbrahim&#039;e anlatır. Rüyası şöyledir: Çok kalabalık bir cemaat vardı. 0 cemaatta Hazret, Şah-ı Hazne ve Şahı Hazne&#039;nin halifesi Molla Mehmed de vardı. Namaz vakti olduğu zaman, Molla Ahmed kamet etti, Şahı Hazne de İmam oldu, bize namaz kıldırdı.Bu rüyadan Şahı Hazne&#039;ye intisaba izin çıktığını bildiren Molla Mehmed der : Seyyid Abdülhakim, müjdeler olsun, işin tamam.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Rüyasını Şahı Hazne&#039;ye anlattığı zaman, mübarek der:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;İnşaallah Hazret&#039;in izni vardır. Gel sana tarikat vereyim.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu hale çok sevinen Gavs böylece Şahı Hazne&#039;ye intisap eder.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;devamı 2. sayfada&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bir gün tekrar Şahı Hazne&#039;yi ziyaret eden Gavs, der: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Kurban ben tarikat tazeleyeceğim, Şahı Hazne: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Hepimiz Hazretin (K.S) tarikatındayız. Senin tarikat tazelemene lüzum yoktur. Gavs :&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Efendim ben o zaman talebe idim, tarikatla fazla meşgul olamadım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşmalardan sonra Şahı Hazne, Gavs&#039;tan &amp;quot;îstihare&amp;quot; yapmasını ister. Bu söze çok üzülüp renkten renge giren ve mahzun olan Gavs der: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Yoksa beni rahmet kapısına kabul etmeyecek mi? Ben nereye gideyim, imanım tehlikede, ben imanımı nasıl kurtaracağım? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Emir gereği istihare yapan Gavs, o gece gördüğü rüyayı halife Molla İbrahim&#039;e anlatır. Rüyası şöyledir: Çok kalabalık bir cemaat vardı. 0 cemaatta Hazret, Şah-ı Hazne ve Şahı Hazne&#039;nin halifesi Molla Mehmed de vardı. Namaz vakti olduğu zaman, Molla Ahmed kamet etti, Şahı Hazne de İmam oldu, bize namaz kıldırdı.Bu rüyadan Şahı Hazne&#039;ye intisaba izin çıktığını bildiren Molla Mehmed der : Seyyid Abdülhakim, müjdeler olsun, işin tamam.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Rüyasını Şahı Hazne&#039;ye anlattığı zaman, mübarek der:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;İnşaallah Hazret&#039;in izni vardır. Gel sana tarikat vereyim.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu hale çok sevinen Gavs böylece Şahı Hazne&#039;ye intisap eder.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Haznedeki günlerini mübarek şöyle anlattı: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Biz Hazne&#039;de bulunduğumuz sürece Şahı Hazne bize hiç İltifat etmezdi. Bir ay kaldığım zaman bile ancak bir kaç kelam ederdi. Bu hale çok üzülürdüm. Bir gün yine bu düşünce ile mahzun bir haldeydim. 0 sırada şahı Hazne, bize şöyle sohbet yaptı: &amp;quot;Mürşidin zahirdeki iltifatına gönül bağlayan kişinin maneviyattan nasibi azdır. Müridin teslimiyeti kemal bulup mürşidinden feyz ve himmet alabilme liyakatine sahip olduğu zaman mürşit; o müride zahiren iltifat etmez.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Hilafet aldıkları sırada Taruni köyünde ikamet ediyorlardı. Oradan Bilvanis&#039;e, sonra Kasrik&#039;e en sonunda bugün medfun bulundukları yöreye hicret ettiler. Tarikat vermeye ilk defa Taruni köyünden başladılar. Burada Pazartesi ve Perşembe günleri teveccüh yapıp İnsanların hidayetine vesile olurlardı. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Gavs, hilafet alıp irşada başladıktan on bir yıl sonra Şeyhi Ahmed-ül Haznevi vefat etmiştir. Bu vefat hadisesinden sonra Gavs hazretlerine intisap edenlerin sayısı daha da çoğalmıştır. Bunlar İslam&#039;ın emir ve hükümlerini en iyi şekilde öğrenip yaşamaya çalışıyorlardı. İntisap edenler arasında bazı şeyhler, halifeler ve başka tarikat müntesipleri de vardı. Soruldu: Muhabbet nedir? Nasıl olur? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler ki: &amp;quot;Muhabbet Allah&#039;tan (C.C) gelen bir lütuftur, 0 kimi isterse ona verir.&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Soruldu: &amp;quot;Peki efendim, Allah (C.C) her şeye bir sebep kılmış. Muhabbeti tahsil etmek için sebep kılmamış mıdır?&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler : &amp;quot;Efendim bizler hatme yapıyoruz. Sadatlar da bu işin üzerinde çok duruyorlar. Acaba bu hatmelerden bize ne fayda geliyor?&amp;quot; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler: &amp;quot;Menfaatleri çoktur. Bir örnek verelim: Şimdi Resuli Ekrem (S.A.V) bize dese sen ümmetime en iyi bir amel tavsiye et, öğret. Bilir misiniz ben ne tavsiye ederim. Hatme-i Haceganı tavsiye ederim. Çünkü hatmenin reisi Resuli Ekrem (S.A.V)&#039;dir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Silsile-i şerif okunmaya başladıktan sonra, Resulü Ekrem (S.A.V) ruhaniyeti başta olmak üzere, diğer bütün sadatlar o halkaya iner. Ve orada bulunan bütün cemaatın arzularını kayıt ederler. Silsile okunması tamam olduktan sonra Resulü Ekrem (SAV)&#039;in ruhaniyeti ve sadatlar o halkada bulunanların arzu ve isteklerini doğrudan Rabb&#039;ül Alemin&#039;e götürürler. Resulü Ekremin götürdüğü istekler hiç reddedilmez.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Soruldu: Efendimiz bize Öyle bir nasihat ediniz ki, onun sayesinde dünya ve ahirette kurtulalım. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler: Kurtuluş için hürriyet ve iffete dikkat ediniz. Hürriyet demek; Bütün işlerde sebeplere değil, sebepleri yaratan Allah&#039;a (C.C) bağlanıp teslim olmaktır. Bu saydıklarımız, kurtuluşun ilk kapısıdır. İffet ise, kişinin kendi nefsi veya başkalarının hesabına değil, bütün fiillerinde Allah&#039;ın (C.C) emir ve hükmüne göre olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sordular: Efendim, ihlas ne demektir? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler: İhlas, hiçbir sebep ve gaye olmaksızın Allah (C.C)&#039;ın emir ve hükümlerini yalnız Allah(C.C) rızası için yapmaktır. Yani bütün gücünü Allah (C.C) yoluna sarf etmektir. Bu hal üzerine sebatın zahirine Takva, özüne de ihlas denir. Bir örnek verelim; kimin gayret ve düşüncesi midesine olursa kıymeti de ondan çıkan kadar olur. Malumdur ki, hayatını şöhret ve şehvete harcayanın sonu hüsrandır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sordular: Zahiri ve batıni darbelere nasıl dikkat edelim?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Buyurdular: Açık ve gizli edeplere dikkat ediniz. Abdestli olunuz. Günah işlediğiniz an tövbeyi terk etmeyiniz. Selefi salihin eserlerini okuyunuz. Öğrendiğiniz şeriatı tatbik ediniz. Bilgili kişilerin sohbet ve nasihatlarını kabul ediniz. Böylece Allah&#039;ın (C.C) emirlerini yerine getirmeye gayret etmiş olursunuz. Bu saydıklarımız zahiri edeptir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Batıni edep ise, kalbi masivadan temizlemektir. Bu zamanda kalbi masivadan kurtarmak çok zordur. Hafız-ı Şirazi şöyle diyor: &amp;quot;Ey kişi seni dostundan geri bırakan neyse kalbinden onu terk et.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bakınız insan kalbi için şer hicap olduğu gibi hayırda hicap olur. 0 halde salikin ne hayra güvenmesi ne de şerden koruması gerekir. Allah&#039;a güvenip yasaklardan sakınmalıdır. Şerlerin hepsi kendi nefsindendir. Hatta nefsin kendisi de şerdir. Şahı Hazne, bir gün bize şöyle sohbet etti: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Allah, bize, bizden daha yakındır. İnsan ise ne kadar hayasızdır. Çünkü Allah&#039;ın huzurunda O&#039;na isyan ediyor. Allah (C.C) ise ne kadar halimdir ki, asi günahkarı tövbeye çağırıyor. İlim insanı gaflete sevk ediyorsa büyük bir felakettir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar bir şeyh müritlerden birine bir tavuk verir. Der, oğul bu tavuğu hiç kimsenin görmediği bir yerde kes, getir. Mürit uzun zaman dolaşır, sonra tavuğu kesemeyip, şeyhinin yanına döner. Şeyhi ise suretini değiştirip niye emri dinlemedin diye müridi azarlar. Mürit der: Efendim, nereye gittimse Rabbim beni görüyordu. Sizin emriniz ise hiç kimsenin göremeyeceği bir yerde kesmem idi. Bu işi yapamadım, beni affedin.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bakınız kalp tecelligahı ilahiyedir. 0 işe çok gayretlidir. Kulunun kalbinde Allah kendisinden gayrısını kabul etmez.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sordular: Bir alim Kur&#039;an, Hadis, Fıkıh ilmini bilir, selefin kitaplarını da okursa bir şeyhe bağlanmaya ne lüzum var? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler: Bakınız, bir eczacıyı düşünelim. Bu kişi envayı çeşit otları bilir, bunlardan nasıl ilaçlar yapılacağını, bu ilaçların hangi hastalıklara yararlı olacağını da bilir. Doktorlar da bazı zamanlar bu bilgilerden esinlenerek teşhis ettikleri hastalıklara bu ilaçları verirler, eczacılardan aldıkları bilgiye dayanarak. Ama eczacı çoğu kez bir hastalığı teşhis edemez, reçete olmaksızın bir hastaya bazı ilaçları veremez. Verdiği takdirde, ilacı parasız dahi verse eğer ki, hasta zarar gördüyse eczacı cezalandırılır. Ayrıca bakınız, bir doktor çoğu kez kendi filmini çekemez. İki omuzu arasında bir yara olsa onu tedavi edemez. Alimleri de böyle kıyas etmek lazımdır. İnsan ahiret yolunda evvela avamdır. Kendisini masivadan kurtarması çok zordur. Oğlun dahi olsa, ehil değilse bir hastalığından mütevellid ameliyat lazım gelse ona yaptırmazsın. İşin mütehassısını ararsın. Mürşitler ehil kişilerdir. İzn-i İlahi İle insanları gafletten kurtarıp, yönünü Hak&#039;ka döndürürler. Bakınız, devrimizde vaaz ve nasihat dinleyip hidayete gelen çok az kişi vardır. Ama şeyhler daha çok kişinin hidayetine vesile olurlar. Zamanımızda mutasavvıflar az olduğu için, insanlar isyana daha fazla düşmüştür. İrşad ehli zatlar, devrimizde azdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Soruldu: Nefs nedir? Ne gibi hileleri vardır? Buyurdular: Nefs, hayvani bir kuvvettir. Bu hayvani kuvveti idare eden, his ve hareket ise hamil bir latifedir. Bazı kişiler nefs buhurdan bir cevherdir, dedi Felsefeciler ise rüh-u hayvani derler. Nefs ilk defa şöhret ve şehveti emreder. İnsanın kalbine hayvani huylar verir. Makamı Suflidir. Onun için insanın kalbini aşağı çeker. Bütün fenalıklar nefse nisbet edilir. Kalb melekleşmeye, nefs ise hayvanlaşmaya meyleder. İnsanın esas vazifesi şer-i şerifi tahlil etmektir. Nefsin vazifesi, hayvani ve fena ahlakı terk ederek mücahede ile terbiye olup, güzel ahlakla ahlaklanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ruh daima marifet-i İlahiye ye meyyaldir. Görevi ise, kemaliyettir. Sır latifesinin görevi masivayı terk etmektir. Sır latifesi Hakk&#039;ın kahrından rahmetine sığınır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Hafi ise Cenab-ı Hak&#039;tan feyzi celb ve kabul eder. Celb ettiği feyzi ruha ifaze eder. Ehfa, sırrın da sırrıdır. Onda kulun hiçbir müdahalesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Nefsin zatı ve maddesi değişmez, lakin sıfatı terbiye olup değişir. Mesela, Hz. Ömer (R.A), İslam&#039;dan önce cehalet devrinde kızlarını diri diri toprağa gömerdi. İslami kabul ettikten sonra aynı Ömer (R.A), halife olmasına rağmen sırtına çuval yükleyerek, fakirlerin evlerine kadar ihtiyaç maddelerini taşımıştır. Her iki Ömer de (R.A) aynıdır. Sıfatları değişmiştir. Zatı ise aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Nefs zikir ve riyazetle terbiye olur, Radiye ve Merdiye makamına çıkar. Sonra her hayrın membaı ve menşei olur. Şeriata teslim olan kendisi hakkında delil bile arayamaz.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Soruldu: Bunca ulema delili terk etmemişler, sizden ise delili terk etmenin mecbur olduğunu anlıyoruz, ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Buyurdular: Çoğu ulema malum olanı müşahede etmek makamından, hırs ve aklın seviyesine inerler.İnişlerinden avamı hırs ve hayalin şüphesinden delille onları seviyelerine celp ederler. İbrahim (A.S), miraçlarında yıldız, ay ve güneşin mahluk olduğunu müşahede etmişlerdi. Peygamberlerin hepsi kamil doğar, inançları hakkında delile ihtiyaç görmezler. Lakin İbrahim (A.S) kavmine yol göstermek için onların makamına inip, his ve akıl seviyelerine göre onlara delil göstermiştir. Kur&#039;an-ı Kerim&#039;de işaret olunan mana bundan ibarettir. Kavmine şöyle delil gösterdi, farz-ı muhal, güneş, ay ve bu yıldızlar yaratıcıdır desek, hallerine bakıyoruz, değişiyorlar. Bunların her birisi birer kervan kafilesidir. Yürüyorlar ama onları yürüten başkadır. Yürütücü Allah&#039;tır (C.C) Allahü Teala değişmez. Ezelidir, Ebedidir. Halik-i Mutlaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;İbrahim (A.S) böyle bir yolla kavmini inanmaya davet etmiştir. Ezeliyet meselesini onlara izah etmiştir. Aksi halde kendisi de kevkebin halik olmadığını bilirdi. Bunun içindir ki, ulema şöyle demiş: Din ilimlerini dindardan öğren. Çünkü dinsizin dinden bahsetmesi, gıyabî ve hayali bir vesveseden ibarettir. Dindar ise öyle değil, keşf-i Şuhudi olarak anlayıp ve zevkini tadıp ona göre tarif eder.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Soruldu: Peki efendim, kalbimizi bütün bu nefs ve vesveselere karşı nasıl galip getireceğiz?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dediler: Kalbinizi dışta ehl-i fısktan gelen, içte ise nefs ve şeytandan gelen umum telkinlere sarfı nazar etmek ve kalpten zikretmekle kalp kuvvet bulur. Kalbin gıdası Allah&#039;ı zikirdir. Nefsin gıdası ise yemek, içmek, giymek... vs.dir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sordular: Kalbimiz Allah&#039;ı zikretmiyor, ne yapmalıyız? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Buyurdular: Dilinizi ona yardımcı kılınız. Her ne kadar İmam Gazali, gaflette zikir merduttur, demişse de bazı ulema da gaflette zikir etmek, zikirsiz gafletten daha iyidir, demiştir. Biz bu sözü tercih ediyoruz. Kalbi zikir, gafleti yok eder. Molla Cami de şöyle diyor: Zikri lisani kıyamette tartılır, faydasız değildir. Şah-ı Nakşibend (K.S)&#039;den evvel Nakşibendiler yalnız iken gizli, toplu iken cehren zikrederlerdi. Halbuki yalnız iken dil ile zikir, hafi zikre dahildir. Hülasa, riyadan ari başkalarına göstermeksizin zikir mutlak evladır, demiştir. Bakınız Hiİkemi Ataiye&#039;de şöyle denilmiştir: &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;	&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;		&lt;p&gt;&lt;br /&gt;		&amp;quot;Gel &lt;em&gt;ey&lt;/em&gt; Hak&#039;ka isyan eden. muhabbet lafını terk et &lt;br /&gt;		&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;		&lt;p&gt;&lt;br /&gt;		Ki naşa yeste afalin bu davayı kılur batıl &lt;br /&gt;		&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;		&lt;p&gt;&lt;br /&gt;		0 dur bil aşıkı sadık, ne kim emretse maşuki &lt;br /&gt;		&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;		&lt;p&gt;&lt;br /&gt;		Tutar canı gibi, olur mu bir nefes atıl.&amp;quot;&lt;br /&gt;		&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;	&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;El-Fatiha.. &lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Seyyid-Abdulhakim-El-Huseyni-KS-b1-p12.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>FATİH SULTAN MEHMET&#8217;İN BİR VASİYETİ</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:38:38Z</pubDate>
		<description>&lt;em&gt;&amp;quot;Ben ki İstanbul Fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alun terimle kazanmış olduğum akçelerimle satun alduğum, İstanbul&amp;#8217;un taşlık mevkiinde kain ve malûmu&amp;#8217;l-hudut olan 136 bap dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim. Şöyle ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gayrı menkulâtımdan elde olunacak nemalarla İstanbul&amp;#8217;un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin, tükrükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20&amp;#8217;şer akçe alsunlar; ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul&amp;#8217;a çıkarlar bilâistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası ya da mümkün ise şifayab olalar. Değilse kendilerinde hiçbir karşılık beklemeksizin Darûlacezeye kaldırılacak orada salâh bulduralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vâki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silah, ehli erbaba verile. Bunlar ki hayvanat-ı vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehid ve şühedânın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizâtihi kendûleri gelmeyûb güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/FATYH-SULTAN-MEHMET8217YN-BYR-VASYYETY-b1-p10.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>ANNE, CENNET NE KADAR GÜZEL!...</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:37:41Z</pubDate>
		<description>&lt;strong&gt;&amp;quot;ANNE, CENNET NE KADAR GÜZEL!...&amp;quot;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç kızlarımıza sohbetleriyle rehberlik yapan, çoğunun elinden tutan bir okuyucumuzun bir hatırasını aktarmak istiyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stuttgart Waiblingen bölgesindeiki yılı aşkın haftalık çevre sohbetlerinden tanıdığımbir hanım telefonda şöyle ağlıyordu: Hocahanım, bizimburada bir komşu, kızını kaybetti. 18 yaşındaydı. Ani bir ölümle öldü. Annesi adeta çılgına döndü. Sürekli isyanda, Keşke kızım şöyle şöyle olsa idi de ölmese idi diye feryat figan ağlıyor. Ne olur bir gelseniz onunla siz konuşsanız. Sizi az çok tanıyor. Size saygısı var, belki sizi dinler. Biz ne yapacağımızı şaşırdık... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün gittim ve beni ölen genç kızın evine götürdüler. Evde matem, yas... Anne bir köşede hiç durmadan ağlıyor. Bana annesi şunları anlattı: &amp;quot;Kızım, ben ve babası her sene olduğu gibi geçen sene de memleketimiz izmir&#039;e tatile gittik. Evimizin karşısındaki apartmanda bir genç adam oturuyor. Terbiyesi, asaleti, giyimi ve duruşu ile kızımın dikkatini çekmiş. Bana: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne bak! Evlenebileceğim genç dedi. Biz de &#039;tanışalım&#039; diye bir tanıdığı ile haber gönderdik ve tanıştık. Maksadımızı arz ettik. Genç adam üniversite okuyan dindar ve kültürlü biri idi. Kızıma: &#039;Aramızda kültür farkı var, siz açık gezen bir hanımsınız, bense eşimin tesettürlü ve mazbut bir insan olmasını isterim.&#039; deyince kızım &#039;En kısa zamanda dinimi öğrenecek ve tatbik edeceğim, bana zaman ver.&#039; dedi. Ertesi yaz buluşmak üzere anlaştılar. Kızım ilk iş olarak kendisine dinimizi anlatacak, öğretecek bir yer aradı ve buldu. Çok gayretli dini bilgileri öğreniyor, namazlarını kılıyordu. Böylece izin bitti ve Stuttgart&#039;a döndük. Burada bir göz doktorunun yanında sağlık teknisyeni olarak çalışıyor, iş zamanından arta kalan zamanında da Kur&#039;an-ı Kerim&#039;i öğrenmek için çok gayret sarf ediyordu. Gelirken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;getirdiği mantoyu ve eşarbı evde giyip &#039;Anne yakışıyor mu?&#039; diyordu. Bütün samimiyetiyle islam&#039;ı öğreniyordu. Sivaslı bir komşumuz onu oğluna istemiş, o ise &amp;quot;ret&amp;quot; cevabı vermişti. Fakat o, bunu gurur meselesi yapmayarak Kur&#039;an-ı Kerim&#039;i öğrenmek için onlardan yardım istemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün &#039;Başım ağrıyor.&#039; diye doktora gitti. &#039;Bir şeyin yok.&#039; demişler. Ama baş ağrısı devam ediyordu. Göz, kulak ve diş tahlillerinin sonucunda da bir şey bulamamışlardı. Ama başının ağrısı da bir türlü geçmek bilmiyordu. Bana anlattığına göre, bir gün, evde kimse olmadığı halde, evimize bir genç delikanlı gelip ona kırmızı bir gül getirmiş &#039;Ben ahiretten geliyorum, Allah-u Teala Hazretleri seni benim kısmetim yazdı, cennette sen benimsin. Burada evlenmeyeceksin.&#039; demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş ağrısı durumu 15 gün sürdü. Son çare olarak şule&#039;yi hastaneye tahlil için aldılar. Araştırmalar neticesinde hiçbir şey bulamadılar. Bir gün hastaneye gittiğimde yattığı odanın penceresinden bakıp bana şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&#039;Anne! Cennet ne kadar güzel.&#039; Döndüm ve baktığı tarafa baktım, gördüğüm sadece park etmiş arabalardı. Ama o büyülenmiş gibi mutlu bir şekilde pencereden bakıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana dedi ki: &#039;Anneciğim, beni yarın saat 8.00&#039;de götürecekler.&#039; dedi. Çılgına döndüm. Babasına koştum, &#039;Kızımız ölüyor, yetiş.&#039; dedim. Babası da çaresiz yüzüme baktı. Söylediklerine inanamıyorduk; ama yine de endişe ve telaşımız had safhadaydı. &#039;Ya doğruysa.&#039; diyordum. O gece hiç uyuyamadım. Ertesi gün sabah 7.00&#039;de hastanedeydim. Babası koridorda, içeri girmeye dayanamamış, çaresiz ağlıyordu. İçeriye girdim. Kızım bana şöyle vasiyette bulundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&#039;Anneciğim, ben ölünce sakın ağlama. izmir&#039;deki o gence de benden selam söyle, Cenab-ı Hak ona mutluluklar versin. Ona minnettarım, dinimi öğrenmemde bana sebep oldu. Anne, bu fakir gence maddi yardımda bulun ve onu istediği bir kızla evlendir. Hesabımda onun evlenmesi için yeterli miktarda para var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sık sık saate bakıyordu. Sonra büyülenmişçesine &#039;Geldiler.&#039; dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzüme baktı, korku ifadesi vardı. &#039;Anne, Azrail&#039;in ayakları ne kadar büyük.&#039; dedi, odanın uzunluğu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&#039;Babama selam söyle.&#039; dedi. Başını yastığa koydu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kelime-i şehadet getirdi ve kızım öldü!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adeta çıldırmıştım. Odadan kendimi dışarı attım, &#039;Bey&#039; dedim &#039;Kızımız öldü&#039;. ikimiz tekrar odaya daldık, kızımız vefat etmişti. Bizden istediklerini yerine getirdim. şimdi ben bu acıya nasıl dayanırım?&#039;(S. Yerlikaya) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ibret dolu olay, dinimizi öğrenme, marifetullah konusunda derinlememiz hususunda iyi bir ders olur inşaallah.&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/ANNE-CENNET-NE-KADAR-GUZEL-b1-p9.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Tasavvufun Tarifi</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:36:49Z</pubDate>
		<description>&lt;em&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;MA&#039;RÛF EL-KERHî:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır.1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekleri almak, hak ve hakikat olmayan, yani doğru olmayan her şeyi bırakıp, ancak ilahî hakikatleri edinmeye çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, eşyanın hakikatine bakıp, halkın bildiğini terketmektir.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyanın hakikatine bakmak, mahiyetini tetkik etmek, sebeb-i hilkatini düşünmek, neye yaradığını araştırmak, nasıl istifade edileceğini öğrenmek demektir. Zira halk, yalnız görülen evsaftan bazılarını görür geçer; ârif tetkik ile mükelleftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;em&gt;SERİYY-Î SAKATî:&lt;/em&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Tasavvuf üç manayı içine alan bir isimdir: 1) Marifetin nûru vera&#039;ın nûrunu söndürmez, 2) Kitab ve sünnetin zahirine muhalif olacak şekilde ilm-i bâtından bir söz ile konuşmaz, 3) Kerametleri kendisini, Allah&#039;ın mahrem olan sırlarını açıklamaya sevk etmez.2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Tarikatte ilim&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu üç maddeyi açıklayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) İlim ve takvâ: Meşhur büyük mürşidlerin hemen hepsi, tarikat yolunda ilmi öne almışlardır. Çünkü ilimsiz yola çıkılmaz; çıkan yolu sapıtabilir. İlim, öncünün elindeki en kuvvetli ışıktır. İlimsiz amel hederdir. Ümmî urefânın bilgileri de ilimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Allah, cahili asla velî edinmez&amp;quot; buyurulmuş. Ancak bu ilmin amel ile tezyini icab eder. Hatta mutlak amel değil, takvaya mukarin olan amel, amel-i salihdir. Cenab-ı Hak nazm-ı celîlinde, mealen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Kulları arasında ancak alim ve arif olanlar Allah&#039;ı haşyetle ta&#039;zim ederler&amp;quot;3 buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Tarikatte irfan&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İrfan da ilmin bir koludur ki, tarik erbabı arasında derecesi ilmin fevkindedir. İlim yoluyla anlaşılamayan birtakım hakikatler, seziş, feraset, keşf ü keramet tarikiyle anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıymetli profesörlerimizden merhum Necati Logal&#039;in dediği gibi, şarkın ikinci Mevlana&#039;sı olan, büyük mutasavvıf alim, &amp;quot;Rûhu&#039;l Beyan&amp;quot; tefsirinin sahibi, Bursalı İsmail Hakkı hazretleri &amp;quot;Kenz-i Mahfî&amp;quot; adıyla te&#039;lif etmiş olduğu eserinin başında, meşhur olan &amp;quot;Küntü kenzen mahfiyyen&amp;quot;4 vedzesi için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;...Hadis-i menkûl gerçi inde&#039;l-huffâz sabit değildir. Nitekim İmam Süyûti &amp;quot;Dürer-i Münteşire&amp;quot; nam kitabında &amp;quot;la asle lehu&amp;quot; demiştir. Feemmâ inde&#039;l-mükaşifîn hadîs sahihdir. Zira huffâz sened ile naklederler; mükaşifûn ise fem-i Nebevî&#039;den bizzat ahzedip söylerler ve bir nesnenin sened-i mâlûmu olmamaktan fî nefsi&#039;l-emr adem-i sübûtu lazım gelmez; belki keşf-i sahih ile olacak esah olur. Zira kaşifte vehim ve hayal olmaz, belki iyan-ı tam ve hakka&#039;l-yakîn olur ve ilhamat ve varidat mu&#039;tekidlere göre hüccet olmak kafidir. Gerekse ehl-i zahire göre burhan olmasın. Zira onlar huffâş gibidir ki afitâb-ı rûşeni göremez ve ayne&#039;l-yakîn nedir bilmez. Pes bizim muhabbetimiz o makûle ile değildir ve bazı kütüb-i mu&#039;teberede gelir ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Davud aleyhisselam şöyle söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Ya Rabbi! Mahlûkatı niçin yarattın?&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi murad ettim.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Yani Hazret-i Davud aleyhisselam münacaatında sırr-ı halktan, yani icaddan sual edicek Cenab-ı Kibriya&#039;dan kelam-ı mezkur varid oldu. Pes bu kelam fi&#039;l-asl ehadis-i kudsiyye-i Davudiyye&#039;den olmuş olur...&amp;quot;5 deyip, vecizeyi tefsir ve izah buyurarak küçük bir kitab haline getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kitab ve sünnetten ayrılmamak&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2) Kitab ve sünnetten ayrılmamak: Bir mutasavvıfın Kitab ve Sünnet dışı söz ve hareketi, kendisi hakkında şüphe uyandıracağı gibi, mensup olduğu tariki de zan altında bırakır. Her ne kadar kat&#039;î naslar haricinde teferruat-ı mesâilde, muhtelif ehl-i sünnet ictihadlarıyla amel eden erbab-ı tasavvuf, zâhir ulemâsı gibi muhtardır. Sofî, bu bir ilim-i batındır diyerek Kitab ve sünnetin zahirine muhalif bir söz söylemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Kendisine münkeşif olan hakâyıkı her zaman, herkese, her yerde açıklamaz; zamanını yerini ve adamını bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ HAFS EL-HADÂD:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf tamamen edebden ibarettir&amp;quot;.6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf edeb-i Muhammedi&#039;dir ki, sîret-i nebeviyye ile tahallük etmektir. Bu ef&#039;ali de, ahvali de câmi&#039;dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Edeb İlahî nurdan bir taçtır ki, onu başına geçirdikten sonra istediğin yere gidebilirsin&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebin gerek tarifi, gerek izahı babında pek çok söz söylenmiştir; ileride bunlara tesadüf edilecektir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çok şümûllü vasf-ı umumînin en yüksek mertebesi şu iki beyitte tecelli eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Bir kısım evliya tanırım ki, onlar duadan dahi teeddüp ederek ancak zikir ile meşguldürler. O yüce şahsiyetler rızaya boyun kestiklerinden, kazayı def etmek için teşebbüse geçmeyi, kendilerine haram bilmişlerdir.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu babda Hafız Şirâzî&#039;nin beyti çok ârifânedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;İhtiyaç içindeyiz ve birşey istemiyoruz. Kerim-i Müteal huzurunda istemeye ne lüzum var&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hind&#039;in meşhur şairi Feyzi Hindî de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Madem ki bizim ihtiyaçlarımızı kendisi biliyor, o halde duaya ne hacet var? Allah Allah!&amp;quot; diyerek hayretini izhar ediyor. Zira kullar evâmir ve hikmet-i rabbâniyeyi idrakten acizdirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bununla beraber, acaba neden: &amp;quot;Rabbiniz buyurdu: Bana dua edin. Size icabet edeyim, duanızı kabul edeyim. Çünkü bana ibadetten büyüklük taslayıp uzaklaşanlar, hor ve hakir cehenneme gireceklerdir&amp;quot;7 buyurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de, şair Ziya Paşa ile hemzeban olalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;İdrâk-i meâli bu küçük akla gerekmez,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira bu terazû o kadar sıkleti çekmez.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölünceye kadar kulluk et&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları bu ve emsali beyitleri izahda &amp;quot;duaya ve ibadete hacet yoktur&amp;quot; diye manalandırırlar. Biz kimseyi dalalete delalet veya nisbet etmek istemeyiz. Ancak kendilerini vahdet-i vücüd felsefesini benimsemiş zanneden vahdet-i vücudçular, böyle beyitlere ve cümlelere yukarıdaki manayı vererek, teklifi ıskat etmiş olurlar ki bu, umumî manada hatimlerin: &amp;quot;Rabbini hamd ile tesbih et, secde edenlerden ol ve sana yakîn gelinceye (ölünceye) kadar Rabbine kulluk et&amp;quot;8 ayet-i kerimesindeki ölüm ile vukubulacak olan yakîni, hayatta idrake karîn olacak yakîn ile te&#039;vil etmelerine benzer. Yani &amp;quot;Ölünceye kadar Rabbine ibadet et&amp;quot; manasını, &amp;quot;Hakk&#039;a yakîn peyda edinceye, yani manen yükselip olgunlaşıncaya kadar ibadet et&amp;quot; yollu te&#039;vil ederler ki, bu hüküm daha hayatta iken tekâliften kurtulmak için kaçamak yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar: &amp;quot;O&#039;nda, kitabın temeli olan kesin manalı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli manalıdırlar (müteşabih ayetlerdir). Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için, onların müteşabih olanlarına uyarlar...&amp;quot;9 ayet-i kerimesindeki hükme müstehak olurlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ&#039;L-HÜSEYİN EN-NURİ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf ne şekil, ne de ilimdir; o sadece güzel ahlaktan ibarettir. Eğer şekil olsaydı, mücahede ile hasıl olurdu, ilim olsaydı öğrenmekle meydana gelirdi. Bu sebebten şekil ve ilim maksadı hasıl etmez. Tasavvuf, Hakk&#039;ın ahlakıyla mütehallî olmaktır.&amp;quot;10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Biz dahi alırdık, otuza kırka&amp;quot;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf, şekil, kılık, kıyafet ve merasim değildir. Sadece ahlaktır ki: &amp;quot;Allah&#039;ın ahlakı ve Resülüllah&#039;ın ahlakı ile ahlaklanınız&amp;quot;11 hadis-i şerifi mantûkunca Allah&#039;ın ve resûlünün sıfatları ile ittisâfâ çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;Dervişlik olaydı tâc ile hırka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz dahi alırdık otuza kırka.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/em&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;12&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, hürriyet, kerem, merâsimi terk ve cömertliktir.&amp;quot;13&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf, kerem ve cömertliktir, yoksa kuyûd ve merasim değildir. Sofî, elinde bulunan nimetten başkasının istifadesini düşünen adamdır. Şeyh Sa&#039;di:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;insanın şeref ve haysiyeti, lütuf ve keremi, ihsan ve atâsıyla, sehâsıyla ölçülür; insanlığı da Hakk&#039;a şükretmesiyle, yani umumî manada ibadetiyle anlaşılır. Kendisinde bu iki haslet olmayan kimsenin yokluğu, varlığına müreccahdır&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, nefsin nasibini terk ile, Hak&#039;tan nasibini istemektir&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeller ve elemler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf, kendi isteklerini bırakıp, Hakk&#039;ın takdirine razı olmaktır. Çünkü insanın emellerinin sonu yoktur, birini elde etse, gönlü diğerine takılır. Bu suretle de kalb Hak&#039;tan cüdâ kalır. Bundan dolayı emele, elem bozuntusu demişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her emel tahakkukuna kadar insana elem verir. Her emelin nihayeti, başka bir emelin bidâyetidir. Bu suretle emel silsilesi ölünceye kadar devam eder. Emeller terkedilince, Hakk&#039;a bağlanılmış olur. Emelin terki dünyayı, işi gücü matıyye-i nefsi, yani vücudu, nefsini ihmal etmek demek değildir. Hayatın tabiî icaptan hiçbir zaman terk edilemez. Eldeki nimete şükrü bırakıp, daha fazlasını istemek, emel peşinden koşmaktır. Eğer eldekine hakkıyla şükür edilse Cenab-ı Hak nimetini artıracağını beyan buyuruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Rabbiniz: Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz, bilin ki azabım pek çetindir, diye bildirmişti&amp;quot;.14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükür nasıl yapılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükrün ne olduğunu iyi bilmek lazımdır. Yemek yiyip, bittikten sonra &amp;quot;Ya Rabbi şükür el-hamdülillah&amp;quot; demekle şükür ifa edilmiş olmaz. &amp;quot;Şükür odur ki, her aza ne için yaratılmış ise, ona sarfetmektir&amp;quot;.15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her nimetin şükrü kendi cinsiyle eda edilir. Nasıl ki zekat vermek, sadaka vermek yani maddeten yardım yaparak iyilik etmek suretiyle servetin şükrü eda edilirse, bir sofrada kendini ve aile efradını doyuracak bir kap yemeğin yerine, mesela üç kap yemek yer ve bir kap yemeği bulamayan yakını, komşusu veya tanıdığını düşünmez, onları doyurmaya çalışmaz, gece sabahlara kadar ve iki yemek arasında ağzıyla binlerce defa &amp;quot;Ya Rabbi şükür&amp;quot; dese, hiçbir zaman şükrünü eda etmiş olmaz. Her öğün etini, sebzesini, tatlısını Hakk&#039;ın lütfuyla te&#039;min etmiş olan kimse, eğer takva yolunda yaşamak ve bir amel-i salih icra etmek ve cemiyete karşı sorumluluğundan kurtulmak istiyorsa, bir gün et, bir gün sebze, bir gün tatlı yiyerek, diğer iki nimeti münavebe ile ihtiyaç sahiblerine yedirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu, Hakk&#039;ın rızası için yapmak en büyük sofuluktur. Böyle yapan: &amp;quot;Onlar, içleri çektiği halde, yiyeceği, yoksula, öksüze ve esire yedirirler&amp;quot;16 ayet-i kerimesinin sırrına mazhar olur ve: &amp;quot;Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra sarfettikleri şeyin arıdından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir&amp;quot;17 saffında bulunanlar arasına girer ki, işte evliyâullah bu zümreye dahil olanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;SEHL BİN ABDİLLAH ET-TÜSTERî:&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, az yemek, Cenab-ı Hakk&#039;ın huzurunda rahata kavuşmak ve insanlardan kalben uzaklaşmaktır&amp;quot;.18&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü tokluk insanı gaflete ve şehvete sevkettiği gibi, verdiği rehavetten dolayı hakkıyla ibadet-i bedeniyyeye de mani olur. Onun için kanaatkarlık ve perhizkarlık yapan, yani eline geçenle yetinen ve fazlasını muhtaca veren, ancak Cenab-ı Hakk&#039;ın huzurunda rahata kavuşabilir; bu hususta sorumluluğu kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani helalinden çok kazanmak için fazla çalışacak, yeteri kadarını kendisine ayırdıktan sonra, kalanını muhtaca verecektir. Bundan maksat, &amp;quot;fakir ilallah&amp;quot; dedikleri yalnız Hakk&#039;a arz-ı ihtiyaç edip, halkın elindekilerden müstağni olmaktır. Müstağni olan sofînin nazarında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Müstağni o kimsedir ki, ona göre bir başakla, bir harman arasında fark yoktur&amp;quot;. Elinde hangisi bulunursa fark etmez, başkalarının elindekini de öyle görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvufun aslı, Kitab ve sünnete yapışmak; hevâ, heves ve bid&#039;atleri terk etmektir&amp;quot;.19&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf, ahkâm-ı dine ve sünnet-i Resûl&#039;e sarılmaktan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;AMR BİN OSMAN EL-MEKKî:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, zamanın en uygun vaktinde, kulun her an Hak ile meşgul olmasıdır&amp;quot;.20&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku ve hacatın kazası gibi zamanlar haricinde, kalbin her an Hak ile meşgul olmasını da tasavvufun tarifi içine almıştır ki, bu da bir zikirdir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;SÜMMÜN EL-MUHİB:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, hiçbir şeye malik olmamak ve bir malın esiri bulunmamaktır&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeye malik olmamak, mal ve mülkünü nefsine mal etmemek, o malda başkalarının hakkı bulunduğunu, asıl sahibinin Malikü&#039;l-Mülk olduğunu, kendisinin onu yerli yerinde sarfedecek küçük bir haznedar olduğunu bilecek ve ona göre davranacak, sûret-i sarfı Kur&#039;an&#039;dan öğrenecektir. Hiçbir zaman kendini mal ü menâl sevgisine kaptırmayacaktır. İşte o zaman masivadan ilgisini kesmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Eğer sende dünya ile kıl kadar iç rabıtası bulunursa, senin Hakk&#039;ın manevî nimetlerinden mahrum kalmaklığın tabiîdir. O kıl kadar alaka bir zünnar, yani alamet-i küfürdür ki, insanı şirk-i hafiye götürür, harem-i İlahî&#039;de de namahremdir, yabancıdır&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Kıl kadar kalsa vücudundan eser,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alamazsın kıl kadar andan haber.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelim Hemedanî bir beytinde bu mazmûnu ne güzel beyan eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Hak&#039;tan başkasına olan rabıtanı kesmedikçe, bütün ibadetlerin boşunadır. Bu alakadan başını koparıp kurtarmadıkça, başını secdeye koymaya müstahak değilsin&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Kelim başka bir beytinde şöyle tasvir yapar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Alakalar, bu dünyanın levazımındandır, yalnız neş&#039;esi değil, hem de zînetidir, süsüdür. Hükümdarların zindanlarında mahkumlara vurulan zincir şakırtıları, hapishanenin ihtişamını gösterir&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, demek istiyor ki, alakadan zahiren kurtulmak mümkün değildir. Evlat muhabbeti, torun sevgisi, onları memnun etmek için sarfedilen gayretleri ve a&#039;mal-i hayriyye, bu dünya neş&#039;esinin zaruretleridir. Nasıl olsa insan bunlara mahkumdur. Bunlar ise birer esaret alameti olan zincirdir. İşte, zincire kıymet vermemek, zindan hayatının serbest, kayıtsız, zincirsiz hayattan farklı bir yaşayış olmadığını nefsine telkin edip, kabul ve hazm etmek, zincir vurandaki hizmeti düşünmek, eğer bu hal seni üzüyorsa, &amp;quot;Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır&amp;quot;21 ile müekkeb tebşirat-ı sübhâniyyeyi düşünerek, bütün kayıtlardan ruhun selameti için sabra sarılmayı bilmek lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;CÜNEYD-İ BAĞDADÎ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, Hakk&#039;ın seni senden gidermesi ve kendisiyle ihya etmesidir&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, mâsivâ ile alakayı keserek, Cenab-ı Hak ile beraber olmaktır&amp;quot;.22&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masiva ile alakayı kesmek demek, Hak&#039;tan gayrı olan herşeyi terketmek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Masiva şâibesinden dili tathîre çalış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pertev-i hikmet ü irfan ile tenvire alış.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, masiva ilgisi kalbte bir lekedir; Hakk&#039;ın kalbe tecellisine manidir. Bu leke ancak hikmet ve irfan güneşiyle giderilebilir. Hikmet, ilmin mahiyyetini araştırmaktır; irfan ise bir nevi&#039; sezerek anlayıştır, ayrı bir mevhibedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâsivâ nasıl terk edilir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bu masiva nasıl terk edilecektir? Bunun için ashab-ı tarik birtakım yollar göstermiştir. Bunların arasında üzerinde en çok durulan zikir yoludur. Zikir yolu, en kestirme bir tarik ise de, zikrin ne yolda yapılacağını iyi bilmek lazımdır. Yoksa şairin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tesbih elde, tevbe dudakta iken, gönül günaha girilecek bir iş düşünecek olursa, bizzat günahın kendisi, yani onu bize telkin eden şeytan, bu tevbemize gülecektir&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâbi de bu manada şöyle söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Leb zikirde ammâ ki gönül fikr-i cihanda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı arada sübha-i mercan mütereddid.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Bizim dudaklanmız zikr-i Hak&#039;la meşgul iken, fikrimiz dünya işleriyle alakalı bulunursa, eldeki mercan tesbih de tereddütte kalır&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddeye gönül vermemek&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sâlikin masivadan kendisini nasıl sıyırabileceğini dü-şünelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, hayatı müddetince masiva ile beraber yaşar. O halde bundan kurtulma yolu nedir? Tabiî insan, yaşamak için yiyecek, içecek, yatacak, yakacak, doyacak, sevecek, bütün hayatî ihtiyaçlara bağlanacağı gibi, mehâsine de gönül verecektir. İşte, tarikat dervişe zikir, fikir ve aşk yoluyla bunları gönülden nasıl çıkaracağını bildirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masivadan ilgiyi kesmek demek, maddeye gönül vermemek, ona bağlanmamak demektir; yoksa madde ile meşgul olmamak demek değildir. Sofî, herkes gibi umumî hayata karışacak, kendi işini ve başkalarının işlerini yapmaya çalışacak, mukadderse zengin olacak, hiçbir surette Hak&#039;tan ayrılmayacaktır. Fakat bünün bunlara gönlünü bağlamıyacak, Malikü&#039;l-Mülk&#039;ü düşünecek, bugün kendi elinde Hakk&#039;ın emaneti ve atası olan her türlü nimetin, yarın başkasının eline geçmesinin tabiî olduğunu teemmül edecek ve kaybından dolayı asla müteessir olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mutasavvıf şairin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Ehl-i tevhid olmak istersen sivâya meyli kes,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç gözün merdâne bak, Allah bes bâki heves.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediği gibi, Hak&#039;tan maâdasına gönülde yer veren kimse, muhabbet ve aşk ile şirk-i hafiye kadar gidebilir. Her ne kadar bazı tarik erbabı &amp;quot;Hakikate, mecaz köprüsünün geçilerek varılır&amp;quot; demişlerse de, erbabı, bunun hududunu tayin eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mal ve nefisle mücadele&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, sulh ile değil, cenk ile hasıl olur&amp;quot;.23&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf, mücadele ile elde edilir. Cenab-ı Hakk&#039;ın emri, önce mal ile, sonra nefisle mücadele etmektir. Mal ile mücahede, zarüriyyat-ı şer&#039;iyye dışında kalan servetini, malını, mülkünü infak etmek suretiyle yapılır. Zarüriyyât-ı şer&#039;iyye, kendisinin ve ailesinin yiyeceği, yiyeceği, yakacağı, yatacağı şeylerden ibarettir. Bunun dışındakini infak etmek Allah&#039;ın emri muktezasıdır. Kur&#039;an-ı Kerim&#039;de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Ne vereceklerini sana sorarlar, de ki: Artanı!&amp;quot;24 buyurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnfak hakkındaki bütün ayet-i kerimeler bu esasa irca edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefis ile mücahedeye gelince: Nefsin meşru olmayan bütün dileklerine karşı gelmektir. Nefsiyle mücadele, vatana saldıran düşmana karşı cihad, sulh zamanında memleket içinde zulme karşı mücahede, hakkı korumak için yapılan çabalar, nefsinin hevesatına kapılmamak için her türlü mehârim ve mekârihten ictinab, nefis ile mücahede medlûlünde mündemiçtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, toplulukla birlikte zikir, dinleyenlerle birlikte vecd ve işlenmek suretiyle de ameldir&amp;quot;.25&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum içinde, halk arasındaki derecat-ı mütefâviteyi, mahlûkatın tenevvü&#039;-i bi-nihayesini, sibgatullahın renk renk tecellîlerini görüp zikretmek ve bunu görmeyenlere anlatarak onlann kendisiyle birlikte vecidlerini husûle getirmek ve a&#039;mâl-i sâliha ile örnek olmak tasavvuf ehlinin başlıca şiârıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, kulun kendisiyle kaim olduğu bir vasıftır. Cüneyd&#039;e: O Hakk&#039;ın sıfatı mıdır? dediler, O da: Sıfat olarak &amp;quot;Hakk&#039;ın, resim olarak halkındır, diye cevap verdi&amp;quot;.26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Cüneyd&#039;e tasavvufun ne olduğunu sordukları zaman: &amp;quot;O bir hâldir ki, daima kul ile beraberdir&amp;quot; buyurmuş. &amp;quot;Bu hal Hakk&#039;ın sıfatının tecellîsi midir, yoksa halkın evsâfından mıdır? denilince: &amp;quot;Sıfat olarak Hakk&#039;ındır, merasim ve şekil olarak da halkındır&amp;quot; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah ve Resûlünün ahlakı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz: &amp;quot;Allah&#039;ın ahlakıyla ve Resûlüllah&#039;ın ahlakıyla ahlaklanınız&amp;quot; buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, Allah&#039;ın ve Resûlünün evsafıyla muttasıf olmak demektir. İmdi, bütün esma-i hüsna ve evâmir-i ilahiyye Hakk&#039;ın evsafının tecellîsidir. Sîret-i nebeviyye ve sünnet-i resûl kezâ, Peygamber Efendimizin evsaf-ı seniyyelerindendir. Bunlara uymayı nefsinde kabul eden kimse Hakk&#039;ın sıfatını iktisab etmiş olur. &amp;quot;Allah&#039;ın ahlakı ile ahlaklanınız&amp;quot; sırrı tecellî eder. Sîrete ittiba ile sünnetin ifası da yine evsaf-ı peygamberi ile muttasıf olmaktır. Bununla da: &amp;quot;Ve Resûlüllah&#039;ın ahlakıyla ahlâklamnız&amp;quot; hükmü zahir olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların, kabul ve imanı, sıfat-ı Hak&#039;la tehallî etmektir; icrası da merasimdir, halka aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erbab-ı tasavvuftan biri bu hususu ne güzel hülasa etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Hayatın öyle geçsin ki, öldükten sonra bir yolun toprağı olursan; senin üstünden geçenlerin yolun tozundan bile müteessir olduklarım işitmeyesin.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pertev Paşa bu manayı şu şekilde tafsil ve izah eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Ne semmet bülbülün verdin, ne de hârden incin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gayrın yarine meyl et, ne sen ağyârden incin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne sen bir kimseden âh al, ne âh ü zârden incin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne sen bir kimseden incin, ne senden kimse incinsin.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Zahir ile amel et, sana yeter&amp;quot;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyd&#039;e gelerek tasavvufun ne olduğunu sordular. O da: &amp;quot;Zahir ile amel et, sakın onun hakikatlerinden bir şey sorma, onu ifsad edersin&amp;quot; diye cevap verdi.27&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Hazret-i Cüneyd&#039;e tasavvufun ne olduğu sorulduğu zaman: &amp;quot;Amelini bozmak istemezsen emir ve nehyin hakikatini araştırmaya kalkma, zahir ile amel et, bu sana yeter&amp;quot; buyurmuştur ki, herkes kendine göre mana vermeye kalkıp te&#039;villere sapmasın ve günaha girmesin diye bu tavsiyede bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şîrazlı Hafız bir kabasofuya şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Ey kabasofu, yoluna git, bana hakikati anlatmaya kalkma, çünkü bu kainatın esrarı senin ve benim gözüme kapalıdır ve öyle kalacaktır&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;MÎMŞÂD ED-DÎNEVERî:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, serâire ıttılâın verdiği safâ ve Hakk&#039;ın razı olacağı amelleri işlemek halk ile ancak zarurî hususlarda temas etmektir&amp;quot;.28&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tariften de anlaşılıyor ki tedricen hakaik-i ilahiyye anlaşıldıkça kalbte husûle gelen itminan insana en büyük huzuru verir. Bütün efal ü muamelatında Hakk&#039;ın rızasını düşünmek, halk ile rastgele münasebetler kurmayıp, onlarla teması zarurî hususlara hasretmek, seyr ü sülükün icabıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmemek, faydasızdan sakınmak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Tasavvuf, mâsivallahdan müstağni olmak, bilinmemeyi ihtiyar etmek ve hayırlı olmayan şeylerden sakınmaktır&amp;quot;.29&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf, ihtiyaç içinde bulunulmasına rağmen müstağni görünmek, masivaya rağbet etmemek, bilinmemeyi tercih ve ihtiyar etmek, hayır ve faydası olmayan şeylerden sakınmaktır ki, ihtiyacı izhar eden kimse züll-i suale (dilenme alçaklığına) kapı açıyor demektir. Bu izzet-i İslam&#039;a iras-ı halelde bulunmak gibi bir günaha vesile olabilir. Şeref ve haysiyyeti muhildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, hüviyetini, şahsiyetini, kıymet ve meziyetini meydana koymamak, ahad-ı nasdan biri gibi hareket etmek, adab-ı sofîyyeden olan bir tevazu&#039;dur. Hayırlı olmayan şeylerden sakınmaktan maksat da efal-i mübâhada bile hayrı gözetmektir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;ALÎ BİN EL-ISFAHANî:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, Hakk&#039;ın gayrından uzak ve masivallahdan halî olmaktır&amp;quot;.30&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ MUHAMMED EL-CÜVEYNî:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf ahvâli kontrol etmek ve güzel olan şeyleri iltizam etmektir&amp;quot;31&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daima iyiyi ve hayrı aramak, insanın içinde bulunduğu ve maruz kaldığı ahvalin tetkikiyle zararları def ve faydaları celp için çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ AMR ED-DIMIŞKî:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf alemi noksan gözle görmektir, yahut bütün noksanlardan münezzeh olanı müşahede etmek için her noksandan gözü yummaktır&amp;quot;.32&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal-i mutlakı Hak&#039;da müşahede edebilen kimse her şeyde bir noksan görür. Kemal-i mutlak Allah&#039;a mahsustur. Her varlığın kendine göre bir ayb, kusur ve noksanı vardır. Bir şeyde kemal tecellî ettiği sanılınca, derhal zeval yüz gösterir. &amp;quot;Her şey tamam olunca noksanlık başlar&amp;quot; buyurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Paşa &amp;quot;Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen&amp;quot; der ki, her güzelin istenmeyen bir tarafı olur. İşte noksan denen şey budur. Fakat erbab-ı tasavvuf hiçbir şeyde noksan aramıyacaktır. Noksandan göz yumacak, yani noksanı görmeyecek, noksan gördüğü zaman kemal-i mutlakı tahattur ve zikredecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Senin vücudun bir ayıptır. Bunun üzerine, bir başka ayıp aramanın manası yoktur&amp;quot; sözü insanın baştan aşağı kusur olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Küsûf güneşin, husûf da ayın kusurudur&amp;quot; demişlerdir. O halde cihanda aslolan noksandır. Kemal nisbî ve izafîdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu manayı veren kıt&#039;a da güzel bir ders-i ibrettir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Diline dikkat et, kimsenin kusurunu söyliyeyim deme; çünkü sen baştan aşağı kusurlarla mahmulsün; halkın ise binbir dili vardır. Gözlerin sana, başkalarının ayıplarını gösterirse, ona: Ey nûr-i didem, halkın binbir gözü sana bakıyor, de&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ&#039;L-HASAN EL-MÜZEYYEN:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, Hakk&#039;a inkıyattır&amp;quot;.33&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Hakk&#039;a inkıyat, mertebe-i rızadır ki; rıza, tarikatte müntehayı meratiptir; sabırla tev&#039;emdir. Rızanın, mertebelerin sonu olması, sabrın emir, tavsiye ve telkin neticesi nüfûsa te&#039;siriyle tecellîsine mukabil, rızanın her musîbetine bir hikmet düşünülerek tabiî karşılanmasıdır. Hele kendini aradan çıkarıp, yalnız Hakk&#039;ın rızasını düşünecek olanlar, Peygamberler ve vasılîndir. Merhum Osman Şems Efendi&#039;nin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Vasıl-ı vuslat-saray-ı mutlakım na&#039;leyn-vâr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saff-ı na&#039;le terk kıldım küfrü de imânı da.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beytinden de anlaşılacağı üzere, iki zıt vasıf, beşeriyette hayır ve şerri tefrîka medârdır. İman itaat, küfür isyandır. Hakk&#039;a vasıl olan hakka&#039;l yakîne ulaştığından küfür mefhumu zihne tebadür etmiyeceği için lafz-ı bî-mana kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikat-ı vûcudu idrak etmiş olduğundan: &amp;quot;Onlar gaybe inanırlar&amp;quot;34 vasf-ı sübhanîsine mazhar, silsile-i beşeriyetten ayrılarak, mertebe-i melekiyete intikal ediyor ki, alem-i melekût için küfür mefhumu mutasavver olmadığından, bir şuhûd-i tam içinde âyat-i ilahiye ile sermest oluyorlar. İmana inkardan geçilir, inkarı imha eden imandır. İman, şuhûd-i hakayık-ı ilahiyye haline intikal edince, gayb perdesi ortadan kalkıyor. Bu, insan için bir salah-ı küllî mertebesidir ki, her kula müyesser olamıyor. Fakat, her salikin gayesi olmakta devam ediyor. Bu mertebe, imanı hakka&#039;l-yakîne çıkarmakla mümkün olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halka rehber olmak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmdi, süllem-i rızadan, arş-ı hakikate yükselebilmek, daima Hakk&#039;ın yolunda bulunmakla, yani: &amp;quot;Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken, Allah&#039;ı anarlar...&amp;quot;35 ayet-i celîlesini bir an hatırdan çıkarmayarak, evamire mülâzemet, nevâhiden mücânebet, Allah ve Resülüne ve onlara tabi olanlara sırf muhabbet beslemekle, halkın içinde onlara rehber olarak çalışmakla mümkündür. Bu bir hususiyettir. Bu hali herkesin görüp idrak etmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin hüviyet ve derecesi, ef&#039;aliyle anlaşılır. Fakat bu, umum içindir. Havâss-ı mümtaze ancak kendilerini tanırlar. Arapça bir beyit şöyle der ki: &amp;quot;Kişi işiyle kendini göstermedikçe, derece ve hüviyeti anlaşılamaz&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vasılîn me&#039;mur olmadıkça ipucu vermezler. Temkinli sofiler nezdinde vusul, ale&#039;d-derecât, esrar-ı Hakk&#039;a aşinalıktır. Tafsili vahdet-i vücûd bahsinde gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ YA&#039;KÛB:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, beşeriyete ait evsafın kaybolmasıdır&amp;quot;.36&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf yolu, insanın kemale ulaşmasına mâtuf bulunduğu için, beşerî noksanlardan nefsini temizlemesi gerekir. Bu tasfiye ne kadar etraflı olursa, sofînin ruhu o kadar yükselir. Fakat bu keyfiyet daha çok teslîke muktedir ki bir mürşid-i kamilin himmetiyle vücûd bulur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ ABDÎLLAH BİN HAFÎF:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, kadere sabır, Hakk&#039;ın atâsına rıza ve hakikatleri aramak için dere tepe dolaşmaktır&amp;quot;.37&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabır ve rıza yukarıda geçti. Seyahate gelince, onun maddî ve manevî değerleri pek çoktur. Bir Arap şairi şöyle der:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Durgun su bulanık ve bozuktur. Akan su ise berraktır ve pislik tutmaz. Altın kendi ma&#039;deninde bulunurken bir kıymet ifade etmez. Ud ağacı da ormanda odundan farksızdır; işlenir ve ellere geçerse kıymetini bulur&amp;quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolcu, iyi niyetle yaptığı seyahatte izzet ve şeref kazanır. Hak, fazilet ve hayır için yapılan muhaceretler de böyledir.&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ SAÎD BÎN EL-ARABÎ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, fuzuli şeyleri tamamen terketmektir&amp;quot;.38&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lüzumsuz şeyleri terketmek demek, dinin, aklın, kanunun, örfün, an&#039;anenin, adetin ve zaruretlerin gerektirdiği işler dışında abes ile meşgul olmamak demektir. İşte bu suretle insan, faydalı şeylerle meşgul bulunmuş ve hiç bir faydası olmayan şeyleri terketmiş olur. Bu yalnız sofî için değil, medenî her insan için lüzumlu bir vasıftır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ&#039;L-HASAN EL-BÜŞENCÎ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, emeli ihmal ve amele devam etmektir&amp;quot;.39&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emel ve amel mes&#039;elesi: Emelin sonu yoktur. Beşere şuur lâhik olduktan sonra, ölüme kadar devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bağlıdır dâman-ı haşre rişte-i tûl-i emel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hay ü hûy-i ehl-i dünya bitmeden dünya biter.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavuz Sultan Selim&#039;in bir mısra&#039;ını tazmin yollu yazdığı &amp;quot;Ümid&amp;quot; adlı manzûmede, Namık Kemalzade Ali Ekrem Bey şöyle söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Ümmid cihandan da büyük, zevk ise mahdûd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her saati ömrü emel-efzâ elem-efzûd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâzi mütevâli ezelî sâye-i memdûd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müstakbel ebedle dolu bir makber-i mesdûd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal ise saadet gibi rahat gibi mefkûd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feryad ez in nev vücûd-i adem-âlûd.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu gelmeyen emeller&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, insanın ümitleri ve amelleri cihandan da büyük, yani sonsuzdur. Ömrün her anı bir taraftan emelleri, bir taraftan da elemleri artırır. Maziye dönüp baksan, uzayıp gitmiş bir gölge, hakikat zannettiklerimiz silinmiş, istikbal kapalı bir kabir, kim olduğu, ne olduğu belli değil. Hâl denen zaman ise, izafî bir varlık. Bu dünyada rahat ve huzur nasıl izafî ve muvakkat ise, hâl de her an maziye intikal etmekte olduğundan ma&#039;dûmdur. Binâenaleyh böyle yokluğa müncer olan varlıktan feryad!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte insana düşen, bu sonu gelmeyen emelleri ihmal edip, ubûdiyyetinin icaplarını yerine getirmek ve intizam içinde çalışmaktır. Saatleri ayarlamak, hayatı ayarlamak demektir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;EBÛ AMR BİN EN-NECÎD:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, emir ve nehiy hayatında sabretmektir, yani Cenab-ı Hakk&#039;ın emirlerine râm olmak, nehyettiği şeylerden de kaçınmaktır&amp;quot;.40&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emir ve nehiyleri gönülden hüsn-i telakki etmek, bunların icrasında veya sakınmasında güçlük varsa, onlara tam bir inkıyad ile sabretmek, tasavvuf ve sülûk icabıdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;&lt;strong&gt;ŞEYH EBÛ ÎSHAK İBRAHİM EL-KARZÛNÎ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&amp;quot;Tasavvuf, iddiaları terk ve manaları gizlemektir.&amp;quot;41&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf erbabı, bir iddia sahibi olmayacaktır. Bildiği hakikatleri muhatabının seviyesine göre açıklayacak, muhatabının umumî bilgisinin kavrayamayacağı hakayıkı tafsil etmeyecektir. Ne, ben bilirim bu böyledir, diyecek, ne de anlaşılmayan ve işitilmemiş mefhumları rastgele açıklayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Her bilenin üstünde daha iyi bilen vardır&amp;quot;42 ayet-i kerimesi onun düstür-i reşâdeti, &amp;quot;İnsanlara, akıllarının aldığı derecede hitap ediniz&amp;quot; vecizesi sözlerinin rehberi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DİPNOTLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;1_ &lt;/strong&gt;Kuşeyrî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2_&lt;/strong&gt; Kuşeyri, s. 12; Tezkire, c. 1, s. 282.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3_ &lt;/strong&gt;Fâtır sûresi, ayet: 28.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4_ &lt;/strong&gt;&amp;quot;Gizli bir hazine idim&amp;quot;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5_&lt;/strong&gt; Kenzül Mahfî, s. 2-3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6_ &lt;/strong&gt;Tezkire, c. I, s. 331.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7_ &lt;/strong&gt;Mü&#039;min sûresi, âyet: 60.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8_ &lt;/strong&gt;Hicr sûresi ayet: 99.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9_ &lt;/strong&gt;Âl-i İmran süresi, ayet: 7.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10_ &lt;/strong&gt;Tezkire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11_ &lt;/strong&gt;Meşhur hadis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12_ &lt;/strong&gt;Yûnus Emre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;13_ &lt;/strong&gt;Tezkire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;14_&lt;/strong&gt; İbrahim sûresi, ayet; 7.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;15_&lt;/strong&gt; Türk Ahlakçıları, c. I, s. 39.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;16_&lt;/strong&gt; İnsan sûresi, ayet: 8.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;17_&lt;/strong&gt; Bakara sûresi, ayet: 22.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;18-&lt;/strong&gt; Tezkire, c. I, s. 164.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;19_ &lt;/strong&gt;Sülemî. s.21.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;20_ &lt;/strong&gt;Kuşeyrî, s. 148.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;21_&lt;/strong&gt; İnşirah sûresi, ayet: 6.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;22_&lt;/strong&gt; Kuşeyrî, s. 148.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;23_ &lt;/strong&gt;Aynı eser, s. 149.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;24_ &lt;/strong&gt;Bakara sûresi, ayet: 219.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;25_&lt;/strong&gt; Kuşeyrî; s. 149.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;26_&lt;/strong&gt; Tezkire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;27_&lt;/strong&gt; Aynı eser.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;28_&lt;/strong&gt; Aynı eser.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;29_&lt;/strong&gt; Tabakat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;30_&lt;/strong&gt; Nefehat Terc., s. 156.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;31_&lt;/strong&gt; Kuşeyri s,127.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;32_&lt;/strong&gt; Nefehat Terc., s. 207.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;33_ &lt;/strong&gt;Kuşeyri, s. 127.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;34_&lt;/strong&gt; Bakara sûresi, âyet: 3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;35_ &lt;/strong&gt;Âl-i İmran süresi, âyet: 191.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;36_&lt;/strong&gt; Nefehat Terc., s. 181.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;37_ &lt;/strong&gt;Tezkire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;38_ &lt;/strong&gt;Nefehat Terc., s. 248.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;39_ &lt;/strong&gt;Tezkire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;40_&lt;/strong&gt; Aynı yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;41_&lt;/strong&gt; Nefahât Terc.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;42_ &lt;/strong&gt;Yûsuf sûresi, âyet: 76. &lt;strong&gt;KAYNAK:&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Mâhir İZ; &amp;quot;Tasavvuf&amp;quot;, KİTABEVİ, s.47-68 (KİTABEVİ 2; Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ)&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Tasavvufun-Tarifi-b1-p8.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Himmet</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:35:46Z</pubDate>
		<description>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde çokça tartışılan kavramlardan biri de himmet. Tasavvufî yaşantı sahiplerinin sıkça kullandığı himmet nedir? Niçin tartışma konusu yapılıyor, neresi yanlış anlaşılıyor? Himmet kavramını kullananlar niçin ve nasıl kullanıyor?.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde çokça tartisilan kavramlardan biri de himmet. Tasavvufî yasanti sahiplerinin sikça kullandigi himmet nedir? Niçin tartisma konusu yapiliyor, neresi yanlis anlasiliyor? Himmet kavramini kullananlar niçin ve nasil kullaniyor? &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Himmet, kelime manasiyla kalbi, iradeyi, duygu ve düsünceyi bir noktaya toplayip, tek hedefe yönelmek demek. Kelime kökü Arapça &amp;#8220;hemm&amp;#8221;. Hemm, iyi olsun kötü olsun, herhangi bir seyi yapmaya yönelmek, himmet ise, kiymetli, serefli ve güzel seylere yönelmek manasini tasiyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kelime manasiyla düsündügümüzde, her in-sanin azmettigi ve gayretini yönelttigi bir hedefi mevcut. Insanlarin kimi sadece karnina, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kiymeti de yöneldigi seye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnizca dünya olanin Allah katinda hiçbir kiymeti olmaz. Hedefi Allah rizasi olanin ise, kiymeti kelimelerle ölçülemez.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bugün günlük hayatimizda himmet deyince akla yardim ve destek geliyor. &amp;#8216;Falanin himmetiyle müskilim çözüldü&amp;#8217; derken, bana sagladigi destekle sikintidan kurtuldum demeyi kastediyoruz. Böyle bir himmeti inkar eden yok. Çünkü bütün insanlik, birbirine muhtaç bir halde yaratilmistir. Zayiflar güçlülere, fakirler zenginlere, hastalar doktorlara, cahiller alimlere muhtaç edilmis; kendisine maddi-manevi imkan ve nimet verilenler de, onu muhtaçlara ulastirmakla görevlendirilmistir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Velilerin Himmeti&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çokça tartisilan velilerin ve kâmil mürsidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürsidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazari, feyzi ve duasi da denir. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Velilerin uzaktaki kimselere himmet etmesine ve tasarrufta bulunmasina bazilari itiraz ediyor. Mesele, ruhani alemde ruh vasitasi ile cereyan ettigi için, maddi sartlara mahkum olmus akil onu anlamakta zorlaniyor. Çünkü bu himmet ve yardim farkli boyutlarda, bilinen zaman ve mesafe ölçüleri disinda tezahür ediyor. Bu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenler, olduguna inanmak ve olayi anlamak için delil ve izah istemekteler. Bunda haklilar. Biz de meseleyi isin ehline ve onu tecrübe edenlere soracagiz. Bu konudaki delilleri ortaya koyacagiz. Yanlis anlama ve uygulamalari tesbit edecegiz.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Tasavvuf erbabina göre himmet; kulun kendisini veya baskasini bir hayra ulastirmak, bir serden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-i Hakk&amp;#8217;a yönelmesidir. (Cürcani)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Himmet, ilahi nurla temizlenmis ve takva ile yücelmis ruhlarin Allah&amp;#8217;in izniyle muhtaç kullara yardim etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bagli degildir, mekan ile sinirlanmazlar. Maddi sartlar en-gel olmaz onlara. Himmet, kâmil velilere emanet edilmis ilahi bir nurdur. O nur ile yol alir, hak yolcularini terbiye ve takviye ederler.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Himmet, Allah&amp;#8217;in bir rahmetidir. Himmet ehli, bir rahmeti yerine ulastirmakla görevli Allah&amp;#8217;in dostudur. Kur&amp;#8217;an ifadesiyle onlara &amp;#8220;cündullah (Allah&amp;#8217;in askerleri)&amp;#8221; denir. Sayilarini, yerlerini ve görevlerini ancak Allah bilir. (Müddessir/31) Onlar, meleklerden ve kâmil müminlerden olusur. Cenab-i Hak, onlar vasitasiyla dilediklerine yardim edip, müsküllerini çözer. Aslinda kuluna destek veren ve müskülünü çözen Allah&amp;#8217;tir. Peygamber olsun, veli olsun, diger varliklar vasitadan baska bir sey degildir. Bu hakikati Rasulullah (A.S.) Efendimiz söyle ifade buyuruyor: &amp;#8220;Asil veren Allah&amp;#8217;tir, ben ise verileni taksim edip yerine ulastirmakla görevliyim.&amp;#8221; (Buhari, Müslim)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ilahi Ikram&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Müttakilere Allah tarafindan verilen bir sermaye, ilahi bir emanettir himmet. Allah&amp;#8217;in sevdiklerine ikrami, ilahi askin meyvesi, takva sahiplerine bir hediyedir. Allahu Tealâ, sevdiklerine yaptigi bu ikrami meshur bir kudsi hadiste söyle bildiriyor: &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;#8220;Ben, farz ve nafile ibadetlerle bana yaklasan kulumu sevdigim zaman, onun gören gözü, isiten kulagi, tutan eli, yürüyen ayagi olurum. O benimle görür, benimle isitir, benimle tutar, benimle yürür. Bana siginirsa onu himaye ederim. Benden bir sey isterse kendisine veririm.&amp;#8221; (Buhari, Ibnu Mace, Ahmed) &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Iste velilerin ulastigi bütün keramet ve himmet bu hadiste özetleniyor. Bu hadiste Allah dostlarina verilen imkan ve yetkilerin ne boyutta oldugunu büyük müfessir Fahruddin Razi&amp;#8217;den dinleyelim:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;#8220;Insan büyük bir baglilik ve samimiyetle Allahu Tealâ&amp;#8217;ya itaate devam ederse, Allah&amp;#8217;in, onun gözü ve kulagi olurum buyurdugu bir makama yükselir. Allah&amp;#8217;in celal nuru kul için bir kulak olunca, o yakini isittigi gibi uzagi da isitir. Bu nur onun için bir göz olunca, yakini gördügü gibi uzagi da görür. Ve yine bu nur kul için bir el olunca, o elin zora, kolaya, yakindakine, uzaktakine, her seye gücü yeter.&amp;#8221; (Mefatihu&amp;#8217;l-Gayb)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Iste kâmil bir veli, darda kalip kendisinden yardim isteyen bir mümine ilahi izinden sonra bu nur ile yardimci olmaktadir. Mesafe ne olursa olsun, kalbi ilahi nur ile cilalanmis kamil bir veli, Allah&amp;#8217;in izni ve dilemesiyle dünyanin her yanini görebilir, her sesi isitebilir, her yana el uzatabilir. Bu, Allahu Tealâ&amp;#8217;nin diledigi kullari için kolay ve mümkün. Ancak bu nimeti kime, ne zaman, ne ölçüde verecegini Cenab-i Hak tayin eder.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Himmet Samimiyet ve Edebe Baglidir&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Allah&amp;#8217;in rahmetini çeken en güzel sebep, kalbin samimiyetidir. Allahu Tealâ, isteginde samimi olmayan gafil kalbin duasini isitir, fakat kabul etmez. Arzu ve istediginde samimi, sabirli ve azimli olan kimsenin ise eli bos dönmez. Büyük veli Abdulkerim el-Cilî (K.S.), &amp;#8220;Insan-i Kamil&amp;#8221; kitabinda, bütün basarinin himmetteki samimiyete bagli oldugunu belirtiyor ve ekliyor: &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;#8220;Isteginde samimi olan kimsenin iki alameti vardir: Yöneldigi ve istedigi seyin olacagina kesin olarak inanmak ve gücü nisbetinde istenen seylerin geregini yapmak. Hali böyle olmayan kimseye himmet ve azim sahibi denmez. O sadece bos temenniler ile avunan ve davasinda yalanci olan biridir. Böyle bir kimse aradigini bulamaz, sevdigine kavusamaz. Onun hali, elinde kalemi, kagidi olmayan, okuma ve yazmasini da bilmeyen bir kimsenin mektup yazmaya kalkmasina benzer. Bu durumda olan birisi mektubu nasil yazacak? O, bu sekilde niçin mektub yazmak istiyor ki?&amp;#8221;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Himmet Kaderle Sinirlidir&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;#8220;Rasulüm de ki: Ben, Allah&amp;#8217;in dilediginden baska kendime herhangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip degilim.&amp;#8221; (A&amp;#8217;raf/188) ayet-i kerimesi, her seyin Yüce Allah&amp;#8217;in takdirinde oldugunu belirtiyor. Büyük arif Ibnu Atâ (K.S.) Hikem adli eserinde der ki: &amp;#8220;Himmetler ne kadar büyük ve hizli olursa olsun kader sinirlarini geçemez.&amp;#8221; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kâmil mürsid, müridin istegine degil, Allahu Tealâ&amp;#8217;nin onun hakkindaki takdirine bakar. Bir çesit kader vardir ki onun gerçeklesmesi Allah tarafindan kesin hükme baglanmistir. Bu hükmü verilen seyin gerçeklesmesi kaçinilmazdir ve onu dua ve himmet degistiremez. Bir çesit kader de vardir ki, onun gerçeklesmesi bazi sebeplere baglidir. Iste dua, himmet ve sadaka bu kisimda fayda verir. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hal böyle olunca, bazilarinin: &amp;#8220;benim mürsidim gavstir, Allahu Tealâ&amp;#8217;dan her ne isterse olur; bir bakista kâfiri mümin, fasigi muttaki eder, tek basina bir orduyu yener!&amp;#8221; demesi dogru degildir. Bunlar Allahu Tealâ&amp;#8217;nin kudretinde olan seylerdir ve zaten Allah dostlari, hep ilahi murada uygun seyleri isterler. Bu konuda büyük veli Mevlâna Halid Bagdadî (K.S.), kendisinden neslinin devami için dua ve himmet isteyen Akka valisi Abdullah Pasa&amp;#8217;ya su cevabi gönderir:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;#8220;Biz kendimizi himmet ehli görmüyoruz. Ancak, öyle olsa bile, istenilen seyin kaza-i muallak (meydana gelmesi sebeplere baglanan bir kader) oldugu anlasilmadan himmet kullanilmaz. Kesin olan kaderi (kaza-i mübrem), degil veliler, peygamberlerin himmeti bile degistiremez. Onun sonucuna riza gösterip Allahu Tealâ&amp;#8217;ya teslim olmak gerekir. Sunu belirtelim ki, velileri inkardan sakinmak vacip oldugu gibi; onlar hakkinda, imani bozacak kabullenislerden sakinmak da vaciptir. Bu asiri ve tehlikeli inanislar, daha çok velilere güzel zan ve asiri muhabbet besleyen kimselerde oluyor. Unutmayin ki, seytan hile ve düzen sahibidir; insani helake götürecek her yolu dener.&amp;#8221; (Mektubat-i Mevlâna Halid, 7. Mektup)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Himmet Nefse Degil,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hikmete Uygun Olur&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Arifler Allahu Tealâ&amp;#8217;nin hikmetine asiktir. Islerin görünen tarafina degil, sonucuna bakarlar. Onlar kendileri ve talebeleri için hep Allah&amp;#8217;a yaklastiracak sebepleri ararlar. Kulun Allahu Tealâ&amp;#8217;ya yaklasmasi, nefsinin terbiyesine baglidir. Bu terbiye bazen sihhat ile, bazen de hastalik ile gerçeklesir. Bazi kalb hastaliklarinin tedavisi fakirlik, yalnizlik ve çaresizlik ile olur. Kalp katiligi ve gafletin giderilmesi için bazen aci tecrübeler gerekir. Mürid bunlari bilmez ve bir sikintiya düsünce, kurtulmak için mürsidinden himmet ve dua ister. Mürsid feraset nuru ve ilahi bir ilimle, o sikintinin müridin derdine ilaç oldugunu görür ve onu Allah&amp;#8217;a yaklastirdigini bilir; kisaca &amp;#8220;dua ederiz&amp;#8221; der. Mürid de, o derdin hemen bitecegini düsünür. Halbuki mürsid-i kâmil, Allahu Tealâ-&amp;#8217;dan o sikintinin devamini istemektedir. Çünkü, müritteki gafletin ilaci o sikintinin içindedir. Hastaya ilacini içirmemek dostluk degil, ihanet olur.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Önce Hizmet, Sonra Himmet&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mürid: &amp;#8220;himmet efendim!&amp;#8221; dedikçe, mürsid: &amp;#8220;önce hizmet evladim!&amp;#8221; der. Arifler demislerdir ki: Mürsidin himmeti, müridin gayretine göre olur. Tarlasinda güzel ekin isteyen bir kimseye düsen ilk is, tarlayi temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, pesinden de gerekli sulamayi yapmaktir. Bundan sonrasi elini açip hayirlisini istemek zamanidir. Bunlari yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolassa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasinda ekin degil, ancak diken biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Himmet-b1-p7.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytan mı?</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:35:03Z</pubDate>
		<description>&lt;em&gt;Bu meselenin iç yüzünü incelemek için şüphesiz en doğru yol, konuyu yanılmaz iki şahidin, yani Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;in ölçülerine göre ele almak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce şunu belirtelim ki tasavvuf ehli, mürşid deyince gerçekten kendisine uyulmaya layık bir Allah dostunu kasdederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçek mürşid alimdir, ariftir, takva ve edebte zirvedir, nur ve feyiz sahibidir. Ayrıca insan terbiyesinde ehliyetli ve irşad işinde izinlidir. Hz. Peygamber (A.S.)&amp;#8217;in vârisidir. Çünkü kendisi terbiye olmamış bir kimsenin başkasını terbiye edemeyeceği açıktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak, mürşid deyince tek bir insan değil, o insanının etrafında toplanmış, gönlünü ve yönünü Allah&amp;#8217;a çevirmiş bir cemaat akla gelmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü gerçek mürşid, takva yolunda bir imamdır ve kendisine uyanlar için emin bir rehberdir. Böyle bir mürşidin elinden tutan kimse, aynı zamanda birçok mümin kardeşiyle Allah yolunda el&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ele tutmuş demektir. Şeytana karşı bu ne büyük bir kuvvet ve ne sağlam bir siperdir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâmil mürşidden kaçmak, böyle bir cematten uzaklaşmak ve dini yalnız başına yaşamaya çalışmak demektir. Bu ise ne kadar zevksiz bir iş ve desteksiz bir gidiştir! Tasavvuf, topluca tevbe etmek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birlikte zikretmek, şeytanlara karşı birleşmek, hak için birbirini desteklemek ve cemaat halinde Allah yolunda yürümektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;ın ve Rasulullah&amp;#8217;ın uyarıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&amp;#8220;Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır&amp;#8221;&lt;/u&gt; sözü, Hz. Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;a aykırı değildir; aksine birçok ayet tarafından desteklenmektedir. Çünkü, tek başına kalan bir kimesenin insan ve cin şeytanlarına yem olacağına Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;daki pek çok ayet işaret etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;u&gt;Allahu Tealâ, kendi yolunda topluca hareket etmemizi emrediyor. Parçalanmayı, dağılmayı, tek başına kalmayı yasaklıyor (Al-i İmran/102-103). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun, düşmanlar karşısında zayıflık ve mağlubiyet sebebi olacağını belirtiyor (Enfal/46). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Hak hepimizi gerçek takvaya çağırıyor ve bunun için sadık kullarla beraber olmamızı istiyor (Tevbe/119).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah&amp;#8217;ın zikrinden kaçanların şeytanın kucağına düştüğünü de Kur&amp;#8217;an-ı Kerim şöyle ifade ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&amp;#8220;Her kim Rahman olan Allah&amp;#8217;ın zikrinden gafil kalırsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz; o şeytan ondan hiç ayrılmaz. Bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar, onlar ise kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.&amp;#8221; (Zuhruf/36-37)&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&amp;#8220;Rehberi olmayanın, tek başına kalanın rehberi şeytandır&amp;#8221;&lt;/u&gt; sözü, bir çok hadis-i şerifin ortak manasını da ifade etmektedir. Şöyle ki, Rasulullah (A.S.) Efendimiz, şeytanın insan kurdu olduğunu, herkese pusu kurduğunu ve cemaattan ayrılan, tek başına kalan kimseyi kolayca yuttuğunu haber veriyor. İşte Rahmet Peygamberi&amp;#8217;nin uyarıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;u&gt;&amp;#8220;Şeytan insan kurdudur; sürüden ayrılan, tek başına kalan koyunu dağdaki kurt nasıl kaparsa, cemaatten ayrılan kimseyi de şeytan öylece kapar.&amp;#8221; (Ahmed, Tabaranî)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Sizin cemaat halinde bulunmanız gerekir. Ayrılıktan, tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan tek başına kalanla beraberdir. O, (Allah için beraber olan) iki kişiden uzak durur.&amp;#8221; (Tirmizî, Ahmed, Hakim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi sapık fikir ve fitne üzerinde bir araya getirmez. Allah&amp;#8217;ın eli (rahmet ve desteği) cemaatin üzerindedir. Kim cemaattan ayrılırsa ateşe düşer.&amp;#8221; (Tirmizî, Tabaranî)&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mealdeki hadislerin ortak manası ve uyarısı şudur: Dini tek başına yaşamaya kalkmayın. Allah yolunda birlik olun, alimlere uyun, takva üzere giden cemaata sımsıkı yapışın. Tek başına kalanın kalbini şeytan sarar, yolundan alıkoyar ve kolayca zarara sokar. Bu düşmana karşı birlik kalesine girin, Allah sevgisini siper edinin ve ölene kadar böyle gidin. Emniyetiniz budur. Şu halde &lt;u&gt;&amp;#8220;başında bir rehberi olmayanın rehberi şeytandır&amp;#8221;&lt;/u&gt; sözü Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;e aykırı değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecrübeler de onu desteklemektedir. Bir üstada gitmeden, alim bir rehberi bulunmadan, peygamberlerden başka kâmil olan kimse yoktur. Maddi sanat ve fenlerde de durum aynıdır. Başında bir usta olmadan hiçbir çırak, kolay kolay usta olamaz. Arifler demişlerdir ki: &amp;#8220;Kendi başına büyüyen ağaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Verse de meyvesi yenmez. Bir edeb ehlini görmeyen gerçek edeb nedir bilmez. Bildikleri de kendisine yetmez.&amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;i rehberle yaşamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları, &amp;#8220;Biz Kur&amp;#8217;an ve sünnete uyduktan sonra niye sapıtalım ki? Bizim emniyetimiz mürşide değil, Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;e uymaktır. Mürşide ve müridlerine lazım olan da bu değil mi?&amp;#8221; diye soruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hepimiz içimiz ve dışımızla ilahi hükümlere uymakla mükellefiz. Kâmil mürşidlerin bundan başka bir hedefi yoktur. Bütün mesele, her durumda Kur&amp;#8217;an ve Sünnet çizgisinde giden Allah adamı olabilmektir. Buna ihsan makamında kulluk denir. Acaba bunun en güzel yolu nedir? Sadece okumak mı, yoksa yolu bilene uymak mı? Mesafesi uzun, engelleri çok, tehlikeleri fazla, her yanı gizli düşmanlarla çevrili bir yolu, sadece tarifle mi gitmek emniyetlidir, yoksa yolu bilen bir rehberle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yol, insanın benliğini aşıp hakikatına ulaşma yoludur. Bu yoldaki en büyük engel insanın nefsidir. Bu yol, Alemlerin Rabbi&amp;#8217;ne gerçekten kul olma yoludur. Onun etrafı düşmanlarla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doludur. Yalnız gidilmez, yol çok uzundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#008000&quot;&gt;Şeytandan yakayı sıyırmak mümkün mü?&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;u&gt;Kur&amp;#8217;an-ı Hakim bildiriyor ki, şeytan, ölene kadar hiç kimseden elini çekmez, ümidini kesmez, Bunun için yemini vardır (Sa&amp;#8217;d/80-83). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O peygamberlere bile hile yapmak ister, ancak Allah&amp;#8217;ın nuru onu engeller (Hac/52). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâmil mürşidler şeytanın baş düşmanıdır; onlara yanaşmak ister, karşısında yine ilahi nuru bulur; siner, kaçar. Çünkü, onlar Alemlerin Rabbi&amp;#8217;ne teslim olmuşlardır. O da onları özel himayesine almıştır (Nahl/99, İsra/65). &lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanın şerrinden peygamberler ve veliler ancak Allah&amp;#8217;ın yardımıyla emin oldular. Yolu bir kere Mekke&amp;#8217;ye, beş defa tekkeye uğrayan bir müslüman ondan kurtulduğunu nasıl düşünebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürid, Allah&amp;#8217;a yönelen kimse demektir. Şeytan en fazla bu kimselerle uğraşır. Bunun için her yolu dener. En iyi yaptığı iş vesvese vermektir. Açıkça günaha sokamadığı müridi, yaptığı hayırlı amelleri ile azdırmaya çalışır. Ancak, mürşidine ve cemaatine bağlı sadık bir müridin bir tane şeytanı varsa, binlerce dostu ve yardımcısı mevcuttur. Onların bereketiyle hastalığını anlar, ilacına koşar. Ancak, kalbini değil cebini düşünen, din değil dünya derdine düşen, niyeti sakat olduğu halde sadık görünen kimseler, şeytanın maskarası, müslümanların yüzkarasıdır. Bunlar mürşid değil şeytandır, mürid değil, münafıktır. Ve onlar bizim konumuz dışındadır. Tek başına hakikatı arayan kimse yorulur, çoğu zaman şeytanın oyuncağı olur. Şeytan bu insana açıktan günah işletemez ise, yaptığı hayırlara yönelir. Bu yolla mümini zarara sokmaya çalışır, bunu da genelde başarır. Şeytan ilim sahiplerine daha çok gizli günahları işletir. Onu gösteriş, kin, kibir, hased, gaflet, eşyaya aşırı muhabbet, makam hırsı, kendini beğenme, ameli ile övünme, insanları küçük görme gibi tesbiti güç, tedavisi zor günahlara daldırır. Başında bir mürşidi, çevresinde kendisini uyaracak kardeşleri olmayan kimse, asıl halini anlamadan ve bir çaresine bakamadan ölür gider. Sonuçta insan ağlar, şeytan güler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dr.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Dilaver Selvi&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Muridi-Olmayanyn-Muridi-eytan-my-b1-p6.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Kur'an ve Sünnetin emrettiği Rabıta</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:33:58Z</pubDate>
		<description>Bazıları tasavvufta tarif ve tavsiye edilen rabıtayı tenkit etmekteler. Kimi bu tenkidin şiddetini artırıp rabıtaya şirk diyecek kadar ileri gitmektedir. Acaba birisine göre ibadet, diğerine göre felaket olan bu rabıta nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvufta rabıta, terbiyenin temeli ve en büyük zikir sebebi görülürken, onu şirk gören kimse hangi delil ve mantıkla bu sonuca varabiliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten şirke götüren bir rabıta çeşidi mevcut mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabıtanın Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;te bir örneği, benzeri, delili ve tarifi var mıdır? İnsan terbiyesi için rabıtanın gereği nedir? Bütün bunlar, cevap arayan sorulardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında çözüm kolaydır. Aramızda bir ihtilaf varsa, yapılacak iş hakeme gitmektir. Din işlerinde hakem Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;tir. Biz de önce Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;e bakacağız. Onlarda rabıtanın nasıl ele alındığını inceleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Rabıta&amp;#8221;, &amp;#8220;ribat&amp;#8221;, &amp;#8220;murabata&amp;#8221; kelime olarak &amp;#8220;rabt&amp;#8221; kökünden gelmektedir. Rabıta ve rabt, sözlükte iki şeyi birbirine iyice bağlamak anlamına gelir. Bu kelimeye, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, şiddetli muhabbet, münasebet, ilgi ve sevgi ile bir şeye bağlılık, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalar da verilmiştir. (Cevherî, Sıhah; İbnu Manzur, Lisanu&amp;#8217;l-Arab; Zebidî,Tacu&amp;#8217;l-Arus.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kelimeler kullanıldıkları yere göre, bir şeyin üzerinde sabit durmak, kendini hapsetmek, başkasından kesilip bir şeye tam yönelmek gibi manalar da taşımaktadır. (Razî, Tefsir-i Kebir; Kurtubî, el-Cami li Ahkami&amp;#8217;l-Kur&amp;#8217;an; İbnu Kesir, Tefsir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;te anlatılan rabıta çeşitleri de, bu manaların birini veya birkaçını içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUR&#039;AN&#039;DA RABITA GEÇİYOR MU?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;da rabıta kelimesi açıkça zikredilmektedir. Bunu şu ayette görüyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah&amp;#8217;ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah&amp;#8217;tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.&amp;#8221; (Âl-i İmran, 200)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayetteki &amp;#8220;rabıta yapın&amp;#8221; emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah&amp;#8217;ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü&amp;#8217;l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah&amp;#8217;ın her müminden istediği rabıta, kalbini Yüce Allah&amp;#8217;a bağlamaktır. Her işte O&amp;#8217;nun rızasını gözetmektir. Bütün yaptıklarında helal ve haram sınırına dikkat etmektir. Kalp kâbesini günah kirlerinden temizlemektir. Oraya Allah&amp;#8217;ın sevmediği şeyleri sokmamak için gönlü kontrol altında tutmaktır. Kısaca, Yüce Allah&amp;#8217;ın düşman olduğu şeyleri gönülden çıkarmak ve kötülüklerin esaretinden kurtulmuş, hür bir müslüman olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasulullah s.a.v. Efendimiz, &amp;#8220;rabıta yapınız&amp;#8221; ayeti indiği zaman, ashabına ayette anlatılan ribat ve rabıtanın ne olduğunu şöyle açıklamıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Zor ve sıkıntılı zamanlarda güzelce abdest almak, kalbi mescitlere bağlı olmak, ibadet yerlerine çokça gidip gelmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini gözetlemek var ya; işte sizin için ribat budur, işte asıl ribat budur, işte asıl ribat budur.&amp;#8221; (Buharî, Tirmizî, Nesaî, Malik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadisten ribatın iki türlü manasının olduğunu anlıyoruz. Birisi manevi, diğeri maddi sınırları kontrol altında tutmaktır. Korunacak manevi sınırlar ilâhi emirler ve kalbimizdir. Maddi sınırlar ise düşmanın saldırı noktalarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin Yüce Allah ile ne halde olduğunu kontrol etmeye murakabe denir. Zahiri düşmanları takip ve kontrol etmeye ise mücadele denir. Her ikisi de mümin için vazgeçilmez birer vazifedir. Çünkü ayette kurtuluş bunlara bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEFEKKÜR YA DA VARLIKLARI RABITA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;te emredilen bir diğer rabıta şekli tefekkürdür. Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek aynı şeydir. Hepsi kalple yapılan bir ameldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmek akıllı olmanın gereğidir. İnsanın en başta gelen özelliği düşünmektir. Tefekkür, boş ve gelişi güzel bir düşünce değildir; gizli bir ilim yoludur. Tefekkür kalp aynasında varlıkların iç yüzünü görmektir. Bilinene bakıp gizli olanı fark etmektir. Görünene bakıp görünmeyene ulaşmaktır. Delile bakıp hedefe varmaktır. Tefekkür, sanata bakıp sanatkârı tanımaktır. Kalp gözüyle Yüce Yaratıcı&amp;#8217;nın varlıklarda gizlediği ilmini, kudretini, rahmetini ve hikmetini görüp, O&amp;#8217;na hayran olmaktır. Bunun sonu O&amp;#8217;nu sevmek, zikretmek, yüceltmek ve O&amp;#8217;na teslim olup huzura ermektir. Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;da bu sonuç tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, ibret, basiret, marifet ve muhabbete bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefekkürü tarif ettik. Tezekkür, unutulan bir şeyi hatırlamak, unutmamak ve devamlı tekrar ederek onu kalpte tutmaktır. Teemmül, bir şeyi devamlı ve çok yönlü düşünerek içinde saklı olan manayı ortaya çıkarmaktır. Tedebbür, bir şeyi derinlemesine düşünmek ve arkasındaki gizli manayı çözmektir. İbret, bir şeyde verilmek istenen mesajı almaktır. Basiret, işin iç yüzünü görmektir. Marifet, bir şeyi asli haliyle olduğu gibi tanımaktır. Muhabbet, bir şeyi sevmek ve onunla huzur bulmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi, bütün bunlar bir irade, yöneliş, gayret, iman ve sabır istemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&#039;MÜRŞİD YERİNE ALLAH&#039;I DÜŞÜN&#039; SÖZÜ DOĞRU MU?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah&amp;#8217;ın zatı hariç, her şey düşünülebilir. Yüce Allah&amp;#8217;ın zatı hiçbir şeye benzemediği için onu düşünmek mümkün değildir. Rasuiullah s.a.v. Efendimiz, bu konuda şu ölçüyü önümüze koymuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Allah Tealâ&amp;#8217;nın zatını tefekkür etmeyin/düşünmeyin. O&amp;#8217;nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah&amp;#8217;ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz.&amp;#8221; (Ebu&amp;#8217;ş-Şeyh, Kitabu&amp;#8217;l-Azame; Ebu Nuaym, Hilye; Tabaranî, el-Evsat; Beyhakî, Şuabu&amp;#8217;l-İman; Elbanî, Sahiha.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alimlerimiz bu hadisten hareketle şu temel kaideyi tespit etmişlerdir: &amp;#8220;Her ne ki hayal edilir, o Allah değildir.&amp;#8221; (Şa&amp;#8217;ranî, el-Yevakıt). Yüce Allah&amp;#8217;ın dışındaki her varlık düşünülebilir ve nasıl olduğu hayal edilebilir. Fakat Allah nasıl acaba diye düşünülmez, düşünülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadis, niçin bir mürşidi düşünüyorsunuz da Allah&amp;#8217;ı düşünmüyorsunuz, diyenlere cevap vermektedir. Kâmil mürşid, bir varlıktır, kuldur, edep ve takva sahibi salih bir insandır. Allah&amp;#8217;ın dostu, halifesi, şahidi, delili ve davetçisidir. Onu düşünmek, hayal etmek, kalpte canlandırmak, gönülde şekillendirmek, rabıta yapmak mümkündür, fakat bu durum Yüce Allah&amp;#8217;ın zatı için mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYETLER, İBRETLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah, Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;da bütün varlıklara, yerlere, göklere, dağlara, denizlere, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze, yağmura, rüzgara, insana, bitkilere, hayvanlara, tarihte olan olaylara &amp;#8220;ayet&amp;#8221;, &amp;#8220;delil&amp;#8221; ve &amp;#8220;ibret&amp;#8221; ismini veriyor ve onların yaratılmasına, seyrine, sevk ve idaresine, hareket ve sonuçlarına ibretle bakmamızı, onların üzerinde derin derin düşünmemizi emrediyor. Bir sivrisineğin halini, arının yaptığı balı, örümceğin ördüğü ağı misal vererek, akıl sahiplerinin ibret almasını istiyor. Cennet, Cehennem, Sırat, Mizan ve diğer ahiret hallerini safha safha anlatarak, hepsi üzerinde düşünülmesini bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca önümüze iki türlü ayet konmuştur. Birisi Kur&amp;#8217;an ayetleri, diğeri kainat ayetleridir. Yüce Allah, bütünüyle Kur&amp;#8217;an ayetlerini düşünüp öğüt almamız ve Allah&amp;#8217;ın tek ilâh olduğunu anlamamız için indirdiğini haber veriyor. (Nisa, 82; Yusuf, 2; İbrahim, 52 v.d.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde yerler, gökler ve içindekilerin de aynı hedef için yaratıldığını bildiriyor ve onlardaki bu ilmi insanların okumasını, içindeki mesajı almasını istiyor. (Bakara, 164; Âl-i İmran, 190-191; Yunus, 101 v.d.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayetler bize sadece kainatta olanı biteni haber vermek, onların isimlerini öğretmek ve arada bir kendilerini konu etmek için anlatılmıyor. Bunların tek hedefi kalbi uyandırmak ve Yüce Allah&amp;#8217;a bağlamaktır. Çünkü disiplinli düşünmek, bir halden diğerine geçmek içindir. Tefekkürle kalp dirilir, hali değişir, sıfatı güzelleşir. Bu dirilik ve güzellik diğer lâtifelere yansır. Kalp gibi ruh, sır, hafi, ahfa, vicdan, akıl ve şuur da ayet ve delilleri tefekkürün sonucu oluşan ilim ve feyzden nasiplenir. Sonuç güzel ahlâktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefekkürle cehaletten ilme, dünya hırsından zühde, kibirden tevazuya, benlikten edebe, nefretten sevgiye, korkudan emniyete, vesveseden zikre, boş işlerden ibadete, fani dostlardan ebedi sevgiliye yöneliş ve geçiş sağlanır. İşte buna seyr u sulûk, yani Allah&amp;#8217;a gitmek denir. Bu hedefe giderken her şey bir vesileden ibarettir. Tefekkür de en güzel vesiledir. Bunun için, &amp;#8220;uyanık kalple bir saat tefekkür yapmak, gaflet içinde bir sene ibadet yapmaktan hayırlıdır&amp;#8221; denmiştir. (Ebu&amp;#8217;ş-Şeyh, Kitabu&amp;#8217;l-Azame; Gazalî, İhya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;da, ayetlerden ibret almak ve sonuç çıkarmak için samimi iman, uyanık kalp, güzel yöneliş, takva, temiz akıl ve sabır gerekli görülmüştür. İman etmeyen ve aklı midesine, kulağı para sesine, gözü cüzdanına bağlı yaşayan kimseler, bu halleriyle kör, sağır, dilsiz, hissiz ve kıymetsiz birer varlık olarak tanıtılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak, tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek, ibret almak, kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır. Hadiste, aklı başında olan her müminin, gününün bir kısmını bu tefekkür için ayırması gerektiği belirtilmiştir. (İbnu Hıbban, Sahih; Ebu Nuaym, Hilye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUHABBET RABITASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah&amp;#8217;ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A&amp;#8217;raf, 157-158) O&amp;#8217;na uymadan Allah&amp;#8217;ı seviyorum demek yalandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: &amp;#8220;Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz.&amp;#8221; (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram&amp;#8217;ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir. &amp;#8220;Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız&amp;#8221; hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah&amp;#8217;ın: &amp;#8220;Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.&amp;#8221; (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. &amp;#8220;Ey iman edenler Allah&amp;#8217;tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun.&amp;#8221; (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLÜM RABITASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur&amp;#8217;an ve Sünnet&amp;#8217;te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur&amp;#8217;an&amp;#8217;da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer&amp;#8217;e: &amp;#8220;Kendini ölmüş ve kabre girmiş say.&amp;#8221; (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: &amp;#8220;Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.&amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.&amp;#8217;yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve &amp;#8220;Nereye kadar ulaştın?&amp;#8221; diye sordu. O da, &amp;#8220;Sırat köprüsüne kadar.&amp;#8221; cevabını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: &amp;#8220;Eğer insanlar Yüce Allah&amp;#8217;ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi.&amp;#8221;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RABITANIN SONUCU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf büyüklerinin tarif ve tatbik ettiği rabıta da yukarıda anlatılan tefekkür çeşitlerinden birisidir. Rabıta, görülmesi Yüce Allah&amp;#8217;ı hatırlatan kâmil bir veliyi gönül aynasında seyretmek ve üzerinde zuhur eden ilâhi tecellileri görüp, Yüce Allah&amp;#8217;ı zikretmekten ibarettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir yönüyle rabıta, Yüce Allah&amp;#8217;ın dostu ile gönülde beraber olmaktır. Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır. Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir. Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve onlardaki güzel ahlâka özenmektir. Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca rabıta, Allah&amp;#8217;ın yeryüzündeki şahidine bakarak Allah&amp;#8217;ı tanımaktır. İşte tefekkürün özü de budur.&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/Kur-an-ve-Sunnetin-emrettioi-Rabyta-b1-p5.htm</guid>
	</item>
	<item>
		<title>HAYA</title>
		<category>Menzil [SULTANLAR]</category>
		<pubDate>2008-11-18T12:32:33Z</pubDate>
		<description>&lt;strong&gt;&lt;font color=&quot;#ff0000&quot;&gt;HAYA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;Bir gün Ebu Hanife hazretleri hamama gitmiş, cuma namazı için gusül almak istemişti. Ne var ki yakınındaki biri peştamalını tam örtmüyor, diz kapağı altı ile göbek arası tesettürünü tam yerine getirmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu hanife hazretleri, adamı görmemek için gözünü yumarak yıkanmaya başladı. Bu arada da su tasını kaybetti. El yordamıyla onu arıyordu. İmamın tası kaybettiğini anlayan tesettürsüz adam tası bulup verdi ve kendisine şöyle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;&amp;quot;Ya imam, sizin gözünüz ne zaman ama oldu?&amp;quot;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;quot;Senin tesettürsüzlüğünü gördüğümden andan itibaren itibaren geldi bu amalık bana. Sen haya edip örtünürsen, ümit ederim ki gözüm açılır, tası tarağı aramaktan da kurtulurum&amp;quot;&lt;/strong&gt; dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam hatasını anladı ve peştamalını iyice örterek avret yerini kapadı.&lt;br /&gt;</description>
		<guid>http://menzil.yetkinblog.org/Menzil-SULTANLAR-b1/HAYA-b1-p4.htm</guid>
	</item>
	</channel>
</rss>
